|
|
Eski Düğün Adetleri |
|
|
|
|
1- Evlenme Çağından Önceki Kız-Oğlan İlişkileri Reşadiye’nin coğrafi durumundan bahsederken, bölgenin tarım ve hayvancılığa elverişli olduğunu; bu yüzden halkın tarım ve hayvancılıktan geçimini sağladığını belirtmiştik. Kuşkusuz insanın içinde bulunduğu ortam onu çeşitli yönlerden etkiler. Kız oğlan ilişkileri de doğal olarak bu etkilenmeden payını alır. Çocuklar küçük yaşlardan itibaren (kız-erkek ayırt edilmeksizin) beraber oynarlar, beraber sevinip, beraber üzülürler. Bu beraberlik iş hayatında da devam eder. Bu beraberlikler ilerdeki birlikteliğin bir habercisi gibidir. Küçük yaştaki bu beraberlikler, büyüdükçe dostça, safça ve samimi ilişkilerle daha da anlamlı hale gelir. Gözler değişik bakışmaya, kalplerde bir şeyler kıpırdamaya başlar. Sanki bir kıvılcım çakmıştır da tutuşturacağı bir yer aramaktadır. İşte böyle tanınır Fadikler, Ayşeler, Emineler... bu şirin beldede. Düğünlerde tesadüfen göz göze gelen Mustafalar, Zelihalar, Zeynepler bunu ilerde kopacak büyük fırtınaların habercisi olarak değerlendiremezler bu küçücük bakış şimşeklerini. Çaktıkça çakar şimşek, gürüldedikçe gürülder hava. Onların geleceği olacaktır bu fırtınalar ve gürültüler. İmece gecelerinde söylenen yanık türküler de süsler, Mehmetlerin, Alilerin, hayallerini. Davar sağmalarda tanınır Güllüler, Telliler. Koyunun başını tutmasını istediği Osmanın, Ömerin bir yan bakışı onun geleceği olur. Çobanın kavalında nağme olur Zeliha; Zelihanın türküsünde de dize olur Yusuf. Sevdalar başlamıştır artık. Habercisi olur sevdaların tutulan aynalar; yanından ayrılmayan dostları olur işlenmiş mendiller; sürülür ellere, yüzlere; koklatılır burunlara. Bazen emaneten yüzükler takılır parmaklara. Çoraplar gelir gizli gizli. Tutuşmuş yanmaktadır cayır cayır yürekler. Türküler söylenir karşılıklı. Karasevdalılar kavuşacakları günlerin hayalini kurmaktadırlar. Gizli başlayan sevdalar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. Fısıltılar halinde orda burda konuşulmaya başlanır. Bu değişiklik gencin günlük hayatını da etkiler. Anne ve babalar bu değişikliğin sebebini öğrenmeye çalışırlar. Aslında bilirler bu değişikliğin nedenini de, yine de sorarlar kendilerine; fakat, alamazlar sorularının cevabını. Arlanırlar evlatlar, söyleyemezler onlara. Gençler cevaplarını değişik şekillerde verirler. Bazen babaların ayakkabılarını ters çevirerek, yatakları kasıtlı ıslatarak, bazen de ayakkabılar eşiklere çivilenerek belli edilmeye çalışılır evlenme zamanı. Bir telaştır alır ana-babayı. Kimi istediği sorulur, sordurulur. Eşteki, dosttaki kızlar birer birer sayılır evin küçük ocak başlarında. Her isimde kafalar itirazını belli eder aşağı-yukarı sallanarak. Neticede öğrenilir istenen kız. İsim tartışılır aile meclisinde. Bazen adı geçen kız uygun görülmezse, yıkılır dünyası delikanlının. 2- Evlenme Yaşı Yörede evlenme yaşı, eskiden erkekler için 17-18, kızlar için ise 14-15’ti. Bu derece küçük yaşlarda evlenme arzusu gence ait değildir. Ailenin istekleri doğrultusunda gerçekleşir. Bu küçük yaşlarda evlendirme, evlenen çiftlerin mutluluğundan çok, aileye katacağı iş gücü esas alınarak gerçekleştirilir. Bu şekilde yapılan evlilikler bazen aile içinde birtakım olumsuzlukları da beraberinde getirir. Buna rağmen boşanma olayına fazla rastlanmaz; Çünkü, özellikle kız tarafının yakınları, kızlarının evlerine geri dönmelerine rıza göstermezler. Yukarıda anlattıklarımız daha çok eskiye aittir. Bugünkü evliliklerde anne ve babalar çocuklarının görüşüne saygılı olurlar. Genel olarak gençlerin istemedikleri evlilikler olmaz. Evlenme yaşı erkeklerin askerliği bitirmesi ve bir iş sahibi olmasına bağlıdır. Kızlar eskiye oranla daha büyük yaşlarda evlendirilirler. Erkeklerin evlenme isteklerini açıktan söylemediklerini, bunu bazı hal ve hareketlerle belli ettiklerini daha önce belirtmiştik. Kızlar eskiden evlenme arzularını hiçbir şekilde belli edemezlerdi. Halk arasında kızın evlenme isteğini açıktan söylemesi pek hoş karşılanmaz, hatta bu durum türkülere bile konu olurdu; ancak, günümüz evliliklerinde kızın da erkeğin de mutlaka onayı alınır. Kırsal kesimde bazı istisnalar olsa da bunu genelleştirmek mümkün değildir. Oğlunu evlendirmek isteyen aile öncelikle oğlunun onayını alır. Oğlunun isteği doğrultusunda araştırmaya başlar. Kızın huyunu, suyunu iyice araştırır. Bu araştırma o kadar detaylı olur ki, kızın anne ve babası hatta soyu ince bir elemeden geçirilir. “Anasına bak kızını al, kıyısına bak bezini al” sözünden hareketle araştırmasını sürdürür. Bütün bu araştırmalar sonucunda aile meclisi evet demişse kızı istemeye karar verilir. 3- Kız İstemek Düğür(dünür) gitmeden önce, oğlan tarafı kendi yakınlarından birisini, isteyecekleri kızın ailesine gönderir. Oğlan tarafının kızlarını istediğini söyler. Düğür gelip gelmeyecekleri konusunda da kız tarafından fikir ister. Yaklaşım iyiyse, kızı verme taraftarı oldukları belli oluyorsa düğür gitmeye karar verirler. Oğlan tarafı dost ve akrabalarından kurulu bir kadınlar heyetini kız istemek için düğür gönderir. Bu kadınlar grubunun içinde oğlanın annesi de bulunur. Annesi yoksa onun yerini tutan bir büyük (yenge, hala, teyze vb.) gider. Bu arada düğür giden kadınlar yanlarında bir de bohça götürürler. Bohça içinde mevsime göre çeşitli yiyecekler (fındık, ceviz, kuru üzüm, börek vs.) bulunur. Bu bohça ile birlikte kız evine varılır. Hoş-beşten sonra ağzı laf yapan kadınlardan birisi “Allah’ın emri, Peygamberin kavli ile oğlumuza kızınızı istemeye geldik. Sizce de uygunsa cevabınızı bekliyoruz” der. Kız tarafı konuşacak, danışacak yerleri olacağı için zaman tanınmasını ister (Kimseye danışma söz konusu olmasa bile bu zaman mutlaka istenir). Bu arada niyetlerini de “Allah yazdıysa ne diyelim” şeklinde belli ederler. (Şayet verme tarafı değillerse pek ilgi gösterilmez. "Allah nasibinizi başka yerden versin"derler). Soruşturma sırası kız tarafına geçmiştir. Bir tetkik ve araştırma başlar ki; oğlanın arkadaşlarından evinin durumuna, babasına, annesine, soyuna, sülalesine kadar her şey soruşturulur. Kızın annesi durumu beyine, oğullarına ve diğer yakınlarına açar. Şayet uygun görülürse oğlan tarafının getirdiği, bohça içindeki yiyecekler, yenir. Eğer uygun görülmezse kısa bir süre sonra geri gönderilir. (Kız isteme bazı köylerde küçük değişiklikler gösterir. Özellikle alevi köylerinde, önceden “Carcı” denen bir haberci gönderilir. Bu haberci kız istemeye gelineceğini, kız evine bildirir. Daha sonra anne ve baba gider. Büşürüm ve Çevrecik gibi köylerde ilk düğürlüğe erkekler gider. Bohçayı sadece oğlanın annesi götürür. Bu köylerde diğer köylerin aksine kızı verseler de vermeselerde bohça içindeki yiyecekleri yerler. Onlar da karşılığında bohça içine birşeyler koyarlar.) Oğlan tarafı beğenilirse, kız evi onlara ikinci ziyaretlerini beklediğini bildirir. Oğlan tarafı ikinci ziyaretlerini yine yakın dost ve akrabalarından oluşan bir heyetle (bu heyet içinde muhtar ve imamın olması gerekir) yaparlar. Gelenlere çok sıcak bir ilgi gösterilir. Hoş-beşten sonra bir sözcü tarafından durum kızın babasına anlatılır. Yani “Allahın emri Peygamberin kavli üzerine” kız istenir. Kızın babası kızını verecekse : “Allah yazmış ne yapalım” şeklinde niyetini açıklar. Bu söz artık kızın verildiği anlamına gelmektedir. (Bazı yerlerde “Vakti iki edelim” denilerek ikinci bir ziyaret isteği belirtilir) Bu durumda oğlan tarafı “söz kesmek ve kahve içmek” için gün ister. Karşılıklı olarak bir gün belirlenir. Tesbit edilen gecede oğlan tarafından eşler, dostlar, akrabalar, köyün hatırı sayılan kişiler, muhtar ve imamın önderliğinde kız evine giderler. Kız evi de bu geceye bütün yakınlarını davet eder. Karşılıklı hal hatır sormalardan sonra önceden belirlenen sözcü “Bu gece yapılan ziyaretimizin sebebi” diyerek söze başlar. ve “kızınız...’e, oğlumuz........’den düğür geldik, ne dersiniz?” sözleriyle asıl gayelerini belirtir. Kız tarafı da “Allah yazdıysa ne yapalım” şeklinde karşılık verir. Olayın bu şekilde tatlıya bağlanmasından sonra, orada bulunanlar “Allah ikisini de mesut ve bahtiyar etsin. Çoluk çocuğa kavuşturup bir yastıkta kocatsın” derler. Yine hep bir ağızdan “Amin” sesi yankılanır. Karşılıklı istekler ailelerin imkanları ölçüsünde dile getirilir. Bu arada kız tarafının istekleri sorulur. Kız tarafı “başlık parası” adı altında bir miktar para talep eder. Bu paranın miktarı günün şartlarına ve ailelerin durumuna göre değişir. (Başlık parası eski önemini kaybetmiştir. Başlık parasının bazı yerlerde tamamen kalktığı, bazı yerlerde “süt parası” adı altında devam ettiği, bazı yerlerde de aynen eski önemini koruduğu görülmektedir.) Kız tarafının istediği para fazla ise, orada bulunanlar bu miktarın düşürülmesini isterler. Neticede anlaşma sağlanır. Kız tarafının diğer istekleri de tek tek ele alınır. Bu isteklerini kız tarafı, bazı köylerde o topluluk içerisinde belirtir. Bazı köylerde de ayrı bir yerde kız tarafı akrabalarıyla birlikte bir liste halinde isteklerini bildirir. Bu liste içinde takılar ve kullanacağı eşyaların ismi bulunur. Oğlan tarafı listede yazılanları fazla bulursa itiraz eder; ancak, bu itirazı orada bulunan hatırı sayılır kişiler yapar. Neticede iki tarafın da istekleri doğrultusunda esas liste belirlenir. Bu listeden iki suret yapılır. Listelerden birisi kız tarafında, diğeri de oğlan tarafında kalır. Listede yazılanlar düğün gününe kadar oğlan evi tarafından hazırlanır. Bu liste içerisindeki belirtilen şeyler tamamen oğlan evi tarafından alınır; ancak, kız tarafının durumu iyi olduğu zaman, alınacaklara yardımcı olunur. Bu yardım sadece kız tarafının inisiyatifine bağlıdır. Söz kesme sırasında yenilen yemeklerin masrafı da oğlan evi tarafından karşılanır. Bu toplantıda şerbet içme günü ve nişan günü belirlenir. Belirlenen o güne kadar oğlan tarafı tüm hazırlıklarını yapar. Nişan için gerekli herşeyi hazır eder. Söz kesme gecesinde belirlenen nişan günü geldiği zaman herkes şerbete davet edilir. Bu davet bazı yerlerde değişik şekillerde olur. Bazı köylerde köy bekçisi nişan gününü duyurarak halkı davet eder. Bazı köylerde de bu işi bir kadın okuyucu yapar. Kadın okuyucu, halkı nişana davet ederken töre gereği, onlara birer avuç nohut, mısır, şeker vb. şeyler verir. Bazı yerlerde de bir kadın elindeki yazmayı sallayarak herkese nişan olacağını duyurur. Böylece onları nişana davet etmiş olur. Nişan günü camiye gidilir. Orada mevlit okunur. Hoca tarafından ya da hatırı sayılır bir tarafından nişanlanan gençler cemaate duyurulur. Bu duyurudan sonra dua edilir. Bazı köylerde nişana gelenlerden bahşiş toplanır. Toplanan para kıza verilmek üzere kızın ailesine teslim edilir. Cemaat camiden çıkarken daha önceden hazırlanmış şerbet, kendilerine bardaklarla ikram edilir. Köy gençleri camiden çıktıktan sonra dışarda silah atarlar. Daha sonra da kız evine yemek yemeye gidilir. Camide şerbet içilirken damadın arkadaşlarından bazıları şerbet veya şekerden bir miktar alarak yarış halinde damadı müjdelemeye giderler. Şekeri veya şerbeti kim önce götürürse, damadın ona bahşiş vermesi gerekir. (Bu anlatılan gelenekler bazı yörelerde ufak tefek değişikler arzeder.) 4- Nişan Takma Yemekler yendikten sonra herkes dağılır. Ancak, son zamanlarda bu yemek işi bazı yörelerde kaldırılmıştır. Bazı yerlerde de yemek yerine katmer denilen bir çeşit börek yenilir. Bazı köylerde mevlit okunmaz. Kız için alınan nişan malzemeleri davul-zurna eşliğinde kız evine götürülür. Bu gidiş sırasında koç ya da koyun da götürülür. Götürülen koç ya da koyun orada yenir. Şerbet içilir; bahşişler toplanır. Bahşişler toplanırken “Falancadan şu hediye” diye ilan edilir. Bazı yerlerde nişan töreni farklılıklar gösterir: Nişana davet edilen kadınlar, ellerine hediyelerini alarak nişan töreninin yapılacağı yere gelirler. (Bazı yerlerde bir evde ne kadar kadın varsa hepsi de nişana davet edilir ve ayrı ayrı hediye getirirler) Oğlan tarafının kadınlara, kaynanayla birlikte almış oldukları takıları ve hediyeleri kız evine getirirler. Bu hediyeler, kızın takacağı takılarla giyeceği giysilerden oluşur. Kadınların orada toplanmasıyla birlikte nişan töreni başlamış olur. Kadınlar, kızlar kendi aralarında çalıp söylerler, oynarlar, eğlenirler. Bu oyunlar sırasında çalgı olarak da def(tef) çalınır. Eğlencelerden sonra ilahiler okunur. İlahilerden sonra bu işlerden anlayan bir kadın, elinde defle hediyeleri toplamaya başlar. İlk sıra kayınvalidenindir. Defin içine hediyesini atar. Hediyeleri toplayan kadın kaynananın hediyelerini ayrı ayrı göstererek ilan eder. Daha sonra yakınlarından başlamak üzere verilen hediyeler toplanır ve ilan edilir. En sonunda sıra, kız tarafının hediyelerini toplamaya gelir ve onlar da ayrı ayrı ilan edilir. Bazı yörelerde oğlan tarafı, kız tarafının yakınlarına da hediyeler verir. Hediye toplama işi bittikten sonra gelin adayına elbiseleri giydirilir, bilezik ve benzeri takıları takılır. Bazı yerlerde yüzük daha sonra takılır. Takı işi bittikten sonra gelinlik orada bulunan herkesin, kayınvalideden başlayarak, ayrı ayrı ellerini öper. Elini öptüklerinin hayır duasını alır. Bu sırada gelinlik, kızlık elbiselerinden ayrı bir elbise giymiş, başına bürük bağlanmıştır. (Bürük; gelinin başına bağladığı yazma adıdır. Bu yazmayla gelin ağzını kapatır. Buna “yaşmak” adı verilir.) Bazı yörelerde nişan zamanı gelinliğe bürük bürükletilmez. Başına normal bir yazma bağlanır. Törenin sonunda verilen hediyeler bir yerde toplanır. Bu hediyeler kız tarafına takılarla beraber adet olarak teslim edilir. Tören de böylece biter. Aradan bir hafta geçtikten sonra damat adayı (güvey) kıza, kızın anne ve babasına, diğer yakınlarına hediyeler alarak yakın bir arkadaşıyla birlikte el öpmeye gider. Orada sohbet edilir, yenilir, içilir. Yenilen yemekler diğer günlerden farklı özellik taşır. Nişan sırasındaki ve daha sonra damadın getirdiği bohça, kız evinde kalır. Kız evi bu bohçaları oğlan evine geri götürmek için yakın akraba kadınlarını toplar, oğlan evine gider. Bu ziyaret etmeye “Dastar Getirme” denir. Geri getirilen bu bohçada kız evinin oğlan evine getirdiği küçük hediyeler bulunur. Çorap, mendil, yazma, elbiselik, yiyecek vb. gibi. Kız ve oğlan nişan sonrası birbirlerini açıktan görüp konuşamazlar. Ayıp sayılır. Şayet böyle bir buluşma durumu olursa herkesten gizli olması gerekir. Kız nişanlısı ile başkalarının yanında bir arada bulunamaz. Şayet farkında olmadan oğlan gelirse, kız, büyük bir hızla orayı terkedip kaçar. (Bazı yerlerde gizli görüşme sırasında damat ve kız bir arada görüldüğünde dövüldüğü bile olur. Daha da ileri gidilerek nişan bile bozulur.) Ancak bu gizli görüşmeler günümüzde açıktan görüşmeye dönüşmüş, yapılan bu görüşmeler ayıp olmaktan çıkmıştır. Nişandan sonra aileler arasındaki ilişkiler daha candan ve samimice devam eder. Birbirlerinin işine yardımcı olurlar. Ayrıca ekin biçme zamanı “Güveylik Irgadı” adı altında damat tarafı kız tarafının ekinini biçmek için birkaç kişilik ırgat götürür. Dini bayramlar yaklaştıkça oğlan tarafı kız için bazı hediyeler alarak, eşini dostunu toplar, kız evine “Bayramlık” adı altında bazı giyecek eşyaları götürür. Aynı şey yayla göçü sırasında da olur. Şayet kız yaylaya giderse bu, yayladan göç zamanında da yapılır. Bu kadar iltifat gören, hediyeler alan kız, nişandan itibaren bir başka türlü çalar örgü ilmeklerini. İğneler bir başka türlü işler kızın ellerinde. Kendine çeyiz hazırlıklarını sürdürür gider. Bu çeyizler günden güne çoğalır. Çoğalan çeyizlerin nakışlarında ayrı ayrı duygular dile gelir. Bunların içinde özellikle damat için hazırlanmış “yağlık” (bazı yerlerde omuzluk” denen kırmızı bez ayrı bir süsle hazırlanır. Bununla beraber bir de kese değişik renk ve işlemelerle hazırlanır. 5- Düğün Gününün Kararlaştırılması Oğlan ve kız tarafı düğün için gerekli hazırlıkları yapar. Bu hazırlıklar tamamlandıktan sonra, düğün yapmak için hazırlıkların ortaya dökülme zamanı gelmiş olur. Reşadiye çevresinde düğünler genel olarak güzün yapılır. Çünkü, güzün bolluk olur. Avarelik zamanıdır. Düğünün güzün yapılması bir dileğe dönüşmüştür. Bir gence dua edilirken: “Düğünün güzün, ömrün uzun olsun” derler. Oğlan tarafı, hazırlıkları bitirdikten sonra kız tarafına düğün yapma isteğini bildirir. Kız tarafı da durumu uygun görüp, hazırlıklarını da tamamlamışsa “gelininizi götürün” diye düğüne izin verir. Bunun üzerine oğlan tarafı birkaç kişiyle kız evine gider. Bu görüşmede gelin alma gününe karar verilir. Buna düğün için söz kesme denir. Bu gün (gelin alma günü) genelde Perşembe ve Pazar günleridir. 6- Düğün Hazırlıkları Yukarda düğünün genel olarak güz aylarında (eylül, ekim, kasım) yapıldığını söylemiştik; Çünkü, hasat bitmiş, etraf bolluktur. Düğün sahibi en iyi şekilde davetlilerini ağırlamak, her tarafa adını duyurmak ister. Reşadiye ve köylerinde düğün hazırlıkları ve eksiklerin tamamlanması, oğlan tarafından yapılır. Bu adeta bir gelenek haline gelmiştir. Kız evi düğünde yenilecek, içilecek, giyilecek hiç birşeye karışmaz. Oğlan evi düğün için gerekli yiyecekleri (aşlık, bulgur, keşkeklik, etlik vb.) hazırlar. Gelin için gerekli sandık, ev eşyaları, giyecek ve ziynetler hazır edilir. Daha önceleri düğünlerde (düğün sahibini şereflendireceği düşüncesiyle) atılacak mermiler bile oğlan evi tarafından karşılanırdı. Bu arada izinname (resmi nikah) işleri de tamamlanır. Resmi nikah daha önceleri önemsenmezken günümüzde büyük önem verilmektedir. Anadolu halkının yardımseverliği düğünlerde de kendini gösterir. Düğünde yakılacak odundan yiyeceklere, davetlilerin ağırlanmasına kadar bütün işlerde yardımcı olunur. Daha önce düğün sahibine hangi konularda yardım yapılacağı “danışık verme” adı verilen bir adetle belirlenir. Muhtar ve imam, köy halkını köy odasında toplar. Düğün sahibine ne gibi eksikleri olduğu sorulur. O da eksiklerini söyler. Bu toplantıda düğünde gerekli olan odunun temini için gerekli kişiler ayarlanır. Bu işi daha çok köyün gençleri üstlenir. Düğün davetlileri için kondurma yerleri ayarlanır. Kondurma evlerinde köy dışından gelen misafirler ağırlanır. Düğün sahibi kaç köyü davet etmişse, o kadar da kondurma evi ayarlanır. Kondurma evi sahibi, gelen misafirleri düğün evine gittikten sonra evlerine getirirler, bunların bütün ihtiyaçlarını karşılarlar. 7- Düğün Düğün hazırlıkları bittikten sonra sıra mehterin (davul-zurna) teminine gelmiştir. Eskiden davulsuz düğün düşünülmezdi; ancak, son yıllarda davul-zurnaya eskisi kadar rağbet edilmemektedir. Mehter gelmiş, köyde düğün başlamıştır. Düğün sahibinin hem komşu ve akrabalarını hem de dışarı köylerdeki tanıdıklarını davet etmeye sıra gelmiştir. Bunun için davetiye olarak yakından uzağa doğru çeşitli okuntular hazırlanır. Bu okuntular okuyucuya verilir. Bu davetiyeler köyden köye sabun, havlu, nohut, mısır vb. gibi değişik özellikler taşır. Bazı köylerde davetiye olarak ekmek dağıtıldığı bile olur. Ekmek verme işi genelde Tozanlı köylerinde daha yaygındır. Her haneye iki ekmek verilir. Bu ekmeklerin birine külüçe, birine de kete adı verilir. Günümüzde bu ekmeklerin yerini şeker almıştır. Bazı yerlerde de düğüne davet işini sağdıç yapmaktadır. Kimi köylerde düğün başlayınca, düğün evinin belli olması için eve bayrak asılır. Bazı köylerde de bir kilit kilitlenir. Düğün bitince bu kilit açılır. Kilidin kilitlenme sebebi gelin ve damada herhangi bir büyünün yapılmaması içindir. Davul çaldıkça yürekler bir başka çarpar, herkes bir başka heyecanı yaşar. Gençler, düğün evini ve çevresini bırakmazlar. Düğüne gerekli canlılığı katmaya çalışırlar. Vur patlasın, çal oynasın havasındadırlar. Harmanlarda horonlar oynanır, güreşler tutulur. Bu arada kız evine lazım olacak yiyecekler ve kız için alınan gerekli eşyalar davul-zurna eşliğinde kız evine götürülür. Buna “aşboğaz” denir. Bazı köylerde bu daha düğün başlamadan önce de götürülür. Düğün sırasında mehterlere ve düğün sahibine ufak tefek işlerde yardımcı olacak “kahya” yada "zobu" adı verilen kişiler bulunur. Damada sağdıç ayarlanır. Bu en yakın arkadaşı veya akrabalarından birisi olabilir. Köylerin bazılarında sağdıç çocuklardan yapılır. Sağdıçtan başka damatla sağdıcın yanında evli erkekler bulunur. Bu kişilere “ergenbaşı” adı verilir. Düğün evinde artık bir telaştır başlamıştır. Konu komşu yardımcıdır. Bu arada düğün evi istenildiği gibi kullanılır, ayakaltı haline gelir. Düğün sahibinin bunlara katlanması gerekir. Bunun için, “Düğün edenin karnı ambar gibi olmalıdır.” derler. Yemekler pişer. Bu yemekler içinde Türkün değişmez töresi olan "keşkek yemeği" baş köşeyi alır. Davetlilerin geleceği, damat ve gelin hamamının yapılacağı gün gelmiş yeni bir sabah olmuştur. Davul-zurna her sabah kısa bir fasılla günü başlatır. Sonunda zurnacı koyun sulama havasını çalar. Bununla düğün sahibinden bahşiş alır. Son günlere doğru zurnacı bir değişik heyecanla çalar zurnasını. Davulcu daha bir değişik vurur tokmağını. Her vuruşta yüreklerin gümbürtüsü duyulur sanki. Bir gün öncesi gendime (keşkeklik) yıkanmış, sıra evlerden bahşişler toplamaya gelmiştir. Davulcu her haneyi değişik havalar çalarak dolaşır. Buna “nöbet çalma” adı verilir. Son yıllarda bu adet de yavaş yavaş terkedilmektedir. 8- Damat Tıraşı Güveyi tıraşı genellikle sağdıcın evinde veya uygun bir yerde yapılır. Davul-zurna eşliğinde köyün gençleri, öğle yakınlarına doğru tıraş olacakları yere giderler. Orada saç ve sakal tıraşı olurlar. En son damat ve sağdıç tıraş edilir. Güveyi tıraş edilirken, arkadaşları onu güldürmeye çalışırlar. Şayet güldürürlerse sağdıca yiyecek birşeyler aldırıp hep birlikte yerler. Tıraş için gerekli bütün masraflar damat tarafından karşılanır. Tıraş olma sırasında kız evinden bohça gelir. Bu bohçada damadın elbiseleriyle sağdıç ve ergen başına hediyeler, çeşitli kuruyemişler ve börek bulunur. Bu bohçayı getirenleri davulcular karşılar, bahşişini alır. Bohçayı getiren de (kızın erkek kardeşi veya yakını) damattan verdiği bohça karşılığı olarak bahşiş alır. Bohça gelir gelmez güveyi hamam yerine götürülür. Hamam yeri olarak harmanlar, çeşme yanları, yunnaklar, sağdıç evi kullanılır. (Bazı yerlerde bohça damat yıkanırken, yıkanma yerine gelir) Damat yıkanırken gençler, eğlenirler. Bohça içinden çıkan fındık, fıstık, leblebi, üzüm, börek gibi yiyecekler orada bulunanlara dağıtılır. Damat yıkanırken arkadaşları arada bir soğuk su serperek damada şaka yaparlar. Yıkanma işi bittikten sonra damat, damatlık elbiselerini giyer. Omuzuna daha evvel de sözünü ettiğimiz “yağlık ve omuzluk” adı verilen boncuklu, pullu, işlemeli kırmızı bir bez takılır. Bu yağlık damadın belli olmasını sağlar. Damatla öyle özdeşleşmiştir ki, yapılan dualarda “Allah, kırmızı güveyiler etsin” şeklinde söylenir olmuştur. Yine yelek veya ceketin cebine, önceden gelinin, nişanlıyken hazırladığı kese konur. Bu kese içinde birkaç kuruş da bozuk para bulunur. Bu bozuk paralar, damadın ileriki hayatında da kesesinin bereketli olması anlamı ve dileğini taşır. Bu işler bittikten sonra yine davul-zurna eşliğinde çalıp çığırarak, halay çekerek oğlan evinin yolu tutulur. Yollar bir değişik alemdir. Herkes silahını ateşler. Ortalık savaş alanına döner. Damadın evine gelinir. Damat, anne, baba ve diğer yakınlarının elini öper. Onlar da bahşiş verirler. Sonra bir yere otururlar. Damadı yıkayıp gelenlere, oğlan evi yemek verir. Sağdıç damadın yanından artık ayrılmaz; çünkü, damadı arkadaşları çalarlar. Damat, kendini götürenlere: “Beni nereye götürüyorsunuz?” demez. Dese de götürenler buna aldırmazlar. Damat götürülürse, sağdıç götürenlere para vererek damadı kurtarır. Damat yıkama olayı, bazı köylerde daha farklı olur: Damat yıkamadan gelirken, mezarlık ziyaret edilir, ondan sonra eve gelinir. Yine bazı yerlerde herkes gelip, düğünde yemeğini yedikten sonra damat yıkamaya gidilir. Damat, hamama giderken anne, baba ve diğer yakınlarının elini öper, onlar da mutluluklar dileyerek bahşiş verirler. Daha sonra damat ata bindirilir. Damat ve arkadaşları atlara binerek bir hayli sürerler. Damat, daha sonra attan iner. Tıraş olur, yıkayana bahşiş verir. Sonra damat tekrar ata biner. Bir müddet o yana bu yana sürerler. Sonra düğün kahyası, düğün alayını bir harmana çeker. Orada güreş yapılır. Güreşlerde derece alanlara ödüller verilir. Bu ödüller en (bez), para veya hayvan olabilir. Güreş bittikten sonra damada “serece” giydirilir. Serece giydirme şöyle olur: Damada para verilir, omuzuna en asılır. Halktan birisi besmele çeker, selatü selamlar getirir: “annesi, babası ve burada bulunan beyler; damadın serecesini giydiriyorum, ne veriyorsunuz?” diye sorar. Babası, annesi ayrı ayrı gücü oranında (inek, dana, koyun, keçi, öküz, para,....,vs.) bir bahşiş verirler. Sırasıyla orada bulunan diğer yakınları, arkadaş ve köylüleri yakınlık derecesine göre hediyelerini verirler. Her hediye verildikten sonra, serece giydiren kişi; “bereket versin babasının tosununa, annesinin ineğine, veya arkadaşının yüzbin lirasına....vs.” der. Orada bulunan herkesin gözü önünde toplanan hediyeler damada verilir. Böylece bu iş biter. (Bu adetler daha çok alevi köylerinde uygulanır) Bazı yerlerde damat hamamı yapıldıktan sonra, orada güreşler düzenlenir. Güreşler, düğünlerin vazgeçilmez gelenekleri arasında yer alır. Kiminde de gelin almadan önce düzenlenir. Bazen olur ki bu güreşler akşama kadar sürer. Güreş bitmeden gelin alınmaz. Gelin, eğer uzak bir yerden alınıyorsa, gelin alındıktan sonra güreş yapılır. 9- Gelin Hamamı Hamamın yapılacağı gün, kız evi, bütün genç kız ve gelinleri gelin hamamına davet eder. Gelin hamamına halk arasında “kız başı yıkama” denir. Öğleye doğru kız ve gelinler belirtilen evde toplanırlar. Bu ev genelde kızın sağdıcının evi olur. Kızın giyeceği elbiseler, oğlan evi tarafından daha önceden aşboğazla birlikte getirilir. Gelin yıkanırken genç kızlar ve diğer gelinler eğlenirler, oyunlar oynarlar. Yıkama işi bittikten sonra geline elbiseleri giydirilir, başına beyaz bir yazma örtülür. Gelin sağdıçla birlikte orada bulunan büyüklerin ellerini öperler. Daha sonra da gelinin anne ve babasının ellerini öpmek üzere oradan ayrılırlar. Gelin, özellikle annesinin elini öperken maniler söylenir. Kız, annesinin boynuna sarılarak: Ana hamama vardın mı? Yunduğum yerleri gördün mü? Yarın gelin oluyorum duydun mu? Şen anam evin barkın şen olsun, Yarın gidiyorum haberin olsun. Pınara geldin mi anam? Tarağım kalmış aldın mı anam? Gelin olduğumu bildin mi anam? Şen anam evin barkın şen olsun Yarın gidiyorum haberin olsun. Irmak geçit verse geçemem anam, Kuşlar kanat verse uçamam anam, Garip ellerin dilini seçemem anam, Şen anam evin barkın şen olsun, Yarın gidiyorum haberin olsun. diye, ağlar. Sanki düğün değil de bir matem vardır. Daha sonra oraya gelen kız ve gelinlere yemek verilir. Sonra dağılırlar. 10- Davetlilerin Düğüne Gelmesi Düğüne davet edilenler, belirtilen gün öğle vaktinden itibaren gelmeye başlarlar. Davetlilerin düğüne gelme işi akşama kadar devam eder. Düğüne gidecek kişiler, götürecekleri hediyelerle birlikte düğün evine gelirler. Hediye olarak, eskiden, basma, kumaş vb. getirilirken; bugün daha çok para getirilir. Basma ve kumaşlar, uzun bir sırığa takılarak düğün evine yaklaşılır. Orada davul-zurna onları karşılar. Yöresel havaları çalarak düğün evine varılır. Silahı olanlar eve girmeden önce silahlarını ateşlerler. Sonra içeri girerler. Düğün sahibine “Allah, hayırlı uğurlu etsin” derler. Hediyelerini verirler. Düğün sahibi de onlara teşekkür eder. “Allah, sizlerin çocuklarına da nasip etsin” diyerek temennilerde bulunur. Yemek yemek üzere hazırlanan sofralara oturulur. Önce çaylar ikram edilir. Arkasından da sırasıyla yemekler getirilir. Yemekler daha çok yöresel özellik taşır. Oğlan evine gelenler aynı şekilde kız evine de giderler. Düğüne gelme, Nebişeyh Köyünde bazı farklılıklar gösterir. Bir at semerlenir, ata iki tane boş sele yüklenir. Selelerin içine de bazlamalar konulur, üzerine de çul veya cecim örtülür. Atın üzerine bir çocuk bindirilir. Çocuğun eline uzunca bir dayağa takılı “en” verilir. Davul-zurna çağrılır. Düğün evine gidilir. Sele içindeki ekmekler ve hediye olarak getirilen en, düğün sahibi tarafından alınır. At geri gönderilir. Aynı at daha sonraki gelenler tarafından da aynı şekilde götürülür, getirilir. Son yıllarda bu adet terkedilmiştir. Düğüne dışardan gelen davetliler kutlamalarını yaptıktan sonra onlar için ayrılan kondurma evlerine götürülür. Artık onlarla kondurma evi ilgilenir. Davetlilerin gelme işi bittikten sonra düğüne davet edilen herkes düğün için hazırlanmış bir yerde toplanırlar. Mevsim kışsa bu kapalı bir yer olur. Yaz mevsimi ise açık bir alanda toplanılır. Bu alanda gece yarılarına kadar çeşitli oyunlar oynanır. Kitabın Halk Tiyatrosu bölümünde bahsettiğimiz oyunlar bu gecelerde oynanmaktadır. Bunların yanı sıra yöresel halk oyunları ve güreşlerle gece en iyi şekilde değerlendirilmeye çalışılır. Bu geceye “büyük düğün gecesi” denir. Erkeklerin eğlencesi bittikten sonra herkes dağılır. Damat ve sağdıç eve götürülür. İmam çağrılır. Damatla sağdıç imamın önüne diz çöker. İmam eline uzunca bir bez alır. Bu bezi damadın kafasına sarar. Damada “sarabildim mi güveyi” der. Bunu üç kere tekrarlar. Güveyi de "evet "deyince sarık sarma işi biter. İmam sonunda anne, baba ve diğer yakınlarına “ ne veriyorsunuz” diye teker teker sorar. Herkes bir şey verir, sonra dağılırlar. Sonra gençler kına yakmak için sağdıcın evine giderler. Kına yakınmak isteyen gençler yakınır. Daha sonra damada sıra gelir. Damat kına yakılırken arkadaşları onu güldürmek isterler. Damat gülerse, sağdıcı cezalandırırlar. Onun için damat gülmemeye çalışır. Bazı yerlerde de özel kınacılar vardır. Tutulan bu kınacılar damada kına yakarlar. Böylece erkekler arasında yapılan büyük düğün gecesi sona erer. 11- Kına Gecesi Oğlan evine gelen davetliler tamamlandıktan sonra, oğlan ve kız tarafları karşılıklı olarak birbirlerine “düğünün kutlu olsun” demeye giderler. Bu iş bittikten sonra, oğlan evinden bir grup kadın, kız evine kına yakmaya gider. Nasıl erkekler düğün edip, eğlenirlerse, kız evinde de kadınlar arasında benzeri eğlenceler yapılır. Bütün köyün kadınları, kızları düğün yerine toplanır. Orada oynanır, eğlenilir, takılar takılır. Kına bir tasta veya bir tabakta yoğrulur. Bu kınanın içine bir miktar bozuk para atılır. Bu paraları almak için bir erkek çocuğa kına avuçlatılır. Çocuğun avuçladığı paralar gelinin yazmasına düğümlenir. Bu para daha sonra gelin tarafından damada verilecektir. Orada bulunanlardan isteyenler kına yakınırlar. En son geline kına yakılır. Kına yakıldıktan sonra ağlatma adeti vardır, önce anasından başlayarak, diğer yakınları onu takip ederler. Düğünü yöneten kadın şöyle der: Elinin kınası Tokat kınası, Başının valası Niksar valası, Çağırın da gelsin bunun anası, veya; Altın elekten valası, Kağıt içinde kınası, Yok mu bu kızın anası. Anne gelir, kızın boynuna sarılır ve diye diye (içten) ağlamaya başlar: Kapımın kilidiydin yavrum, Bacamın dikeniydin yavrum, Uzun örtmenin yakışığıydın yavrum. Evimizin önü camiye yakın, Uzat ellerini al kına yakın, Bizden ayrıldığına üzülme sakın, Köyümüz uzaksa, yaylamız yakın. Kim yudu, kim taradı senin saçını, Yüklen bir kervana bunun göçünü, Anan aramasın emsallerin içini. Döküldü mü kır atının nalları, Olmaz olsun şu gurbetin halleri, Kırıldı ki şu ananın kolları. Kuşlar havalandı dönek istiyor, Atlar eyerlendi binek istiyor, Senden ayrılmaya yürek istiyor, Yavrum, yavrum, yavrum, yavrum. Evimizin önü çevirme harman, İneğin gelende önüne varmam, Baban demedi ki bu yıllık vermem, Yavrum, yavrum, yavrum, yavrum. Hani benim salınarak gelenim, Merdivensiz yüklerimi yığanım, Buyurmadan işlerimi görenim, Yavrum, yavrum, yavrum, yavrum. Yüce dağ başına çıktım oturdum, Etrafında lale, sümbül bitirdim, Yaz gelirken ben yavrumu yitirdim, Yavrum, yavrum, yavrum, yavrum. Has bahçeler çiçeğini açarken, Mor koyunlar kuzusunu seçerken, Herkes gidip yaylasına göçerken, Beni senden ayırdılar yavrum. Bunlardan sonra kız başlar ağlamaya ve şunları söyler: Ak tahta, kara tahta, Soğuk sular bardakta, Kına yakman elime, Benim anam gurbette. Kınamı yaktılar, çamur ettiler, Yollara döktüler, demir ettiler, Benim kız adımı da gelin ettiler, Anam, anam, anam,ah benim anam. Gül ağacında gül var mı? Gül dibinde yol var mı? Bu gecelik misafirim, Döşeğinde yer var mı? Kazan kazan kavurma, Taşlı diye savurma, Aha ben gidiyom anam, Gelir diye kayırma. Gömleğim yen değil mi? Kolları dar değil mi? Giymişim el elbisesi, Bu bana ar değil mi? Ağ koçum, kara koçum, Ne idi benim suçum, Sabahın çisesine, Yüklenmiş benim göçüm. Anam ineğini kazığa bağlasın, İnek meledikçe anam ağlasın. Sabah kalktımda güneş parlıyor, Anam, babam yüklerimi taylıyor, Dört bacım var, dört yanımda ağlıyor, Bir kardeşim var, atımın başını eğliyor. Atladım geçtim eşiğimi, Sofradan kaptım kaşığımı, Nettin neyledin evin yakışığını. Havadan uçan kuşlar, Kanadını açan kuşlar, Varın anama selam edin, Üstünden geçen kuşlar. Ak güvercin uçtu mu? Gün ardına düştü mü? Ardıç dalına kurban, Babam burdan geçti mi? İçeri girerim evimiz değil, Dışarı çıkarım dağımız değil, İçeri girerim anam köşenin taşı, Dışarı çıkarım tepenin başı. Türkücü kadın bundan sonra şöyle der: Atını çektiler binek taşına, Elin yetişmiyor eyer kaşına, Çağırın gelsin küçük kardaşına. Küçük kardeşi gelir, ablasının boynuna sarılır ve şöyle der: Ak gül oldun , bahçemizde açıldın, Buğday oldun, tarlamızda saçıldın, Gelin oldun, içimizden seçildin, Ablam, ablam, ablam, ablam. Tomurcuk gül gibi bahçede biter, Mor menekşe gibi gözümde tüter, Bu ayrılık bize ölümden beter, Kardeş, kardeş, kardeş, kardeş. Damla damla bir damlacık göl olur, İç eşikten dış eşiğe yol olur, Bu gün baban evi yarın el olur, Kardeş, kardeş, kardeş, kardeş. Sarı çiçek top top olmuş oturur, Eser rüzgarlar da koku getirir, Senin ayrılığın bizi bitirir, Kardeş, kardeş ,kardeş kardeş. Daha sonra yenge gelir boynuna sarılır: Elimi yudum da pınarım sandım, Arkamı verdim de duvarım sandım, Ben de senin ile kalırım sandım, Kardeş, kardeş, kardeş, kardeş. Yüce dağdan aşıp geldim yol diye, Has bahçede buldum seni gül diye, Ahdım da var idi senden ayrılmam diye, Kaderim böyle imiş nedelim kardeş. diye ağladıktan sonra kına gecesi sona erer. Herkes evine dağılır. Artık ertesi günü beklerler. 12- Gelin Alma Günü Hazırlıkları: Sabahın olmasıyla birlikte gelin alma hazırlıkları da başlar. Günlerdir çekilen sıkıntı ve yorgunluğun ürününü alma zamanı gelmiştir. İlk önce bir gelin atı bulunur. Gelin atının erkek olması tercih edilir. Bir yandan da gelinin giyim ve kuşamıyla ilgili hazırlıklar yapılır. Duvaklayacak bir kadın çağrılır. Duvak eşyalarından kuşak, bunun üzerine takılacak sakalduruk, pullar, gelinin sırtına giydiği salta denilen entari, ayaklarına giyeceği mes tipi çizmeler hazırlanır. Diğer tarafta dünürşü (düğürşü) olmak isteyen kadınlar atlarını çekerler. Bu düğürşüler içinde gelini duvaklayacak olan ve adına “Baş düğürşü” denilen kadın da bulunur. Duvak eşyaları da bu kadının yanındadır. Gelinin çeyizini yüklemek için atlar hazırlanır. Ayrıca erkekler de atlarını hazırlarlar. Düğün sahibi, kız evinde çeşitli yerlerde vereceği bahşiş paralarını ayarlar. Bu şekilde gelin almaya hazır hale gelinmiştir. Bu arada köy gençleri, düğün sahibinden güreş isterler. Yani güreşte derece alanlara verilmek üzere “En” denilen ödülleri getirmesini isterler. Bu enler, bir uzun cereğe asılır, güreş yerine getirilir. Baş güreş için bazen bir koç, teke, tosun ödül olarak konmaktadır. Güreşler çok çekişmeli geçer. Bu düğün güreşleri, Türk güreşinin altyapısını da oluşturmaktadır. 13- Gelin Almaya Gitme Güreşler bittikten sonra gelin almaya gidilecektir. Herkes atlarına biner. Davul-zurna en tiz perdeden çalmaktadır. O çaldıkça herkes daha çok coşar. Kız evine doğru düğün alayı yollanır. Atlılar arasında bir yarıştır başlar. Düğün alayı giderken köyün bazı gençleri düğüncülerin önüne urgan gererler. Düğün sahibinden bahşiş alırlar. Böylece yol açılmış olur. Alınan bu bahşişe “yiğit yolluğu” denir. Bazen gelin ata bindirildikten sonra da yiğit yolluğu alındığı olur. Kız evine varılır, kapı kilitlidir. Kapıyı açmak için erkek kardeşine bahşiş verilmesi gerekir. Para konusunda bir hayli mücadele edilir. Araya hatırı geçen kişiler girerek iki tarafın da rızası alınarak kapı açtırılır. Bu arada gelinin bir başka kardeşi veya yoksa yakınlarından bir erkek çocuk gelin atına bindirilir. Bunun attan inmesi için de bir bahşiş verilecektir. Engeller bitmek tükenmek bilmez. Nihayet sıra gelinin bulunduğu odanın kapısını açmaya gelmiştir. Gelinin sağdıcıyla bir pazarlığa girilir. Neticede onun da razı olduğu bir bahşiş verilir, kapı açtırılır. Kapı açtırıldıktan sonra geline, sağdıca ve düğürşülere daha önceden hazırlanmış bir şerbet verilir. Bunun amacı işin tatlıya bağlanmasıdır. Bu şerbet tası düğürşülerden biri tarafından damada verilmek üzere sağdıçtan satın alınır. Tası alan kadın damada bu tası verir. Bunun karşılığında da damattan bir bahşiş alır. Bu arada damadın sağdıcı da gelin odasına gelmiştir. Bir bahşiş karşılığında gelin yastığını alır. Bu yastığı damada götürürken, köyün gençleri sağdıcın elinden yastığı almaya çalışırlar. Yakalanırsa gençlere bir para vermesi gerekir. Yakalanmamak için son derece gizli bir şekilde kaçmak gerekir. Bu esnada başdüğürşü tarafından gelin duvaklanmıştır. Geline salto giydirilirken saltonun bir kolunu da sağdıç giyer. Sağdıcın kolunu çıkarmak için ona bir bahşiş verilecektir. Gelinin çeyizleri de damat evine götürülmek üzere atlara yüklenecektir. Ancak gelin sandığı üzerinde gelinin kardeşlerinden birisi oturmaktadır. Çeyizin dışarı çıkarılabilmesi için bu çocuğun da razı edilmesi gerekir. Bahşiş verildikten sonra çeyizler atlara yüklenmek üzere yola çıkar. Gelin yavaşça dışarı çıkarılır. Düğünün en hüzünlü anı bu andır. Zurnacı da en hüzünlü havaları bu sırada çalar. Bu havaya “gelin ağlatma havası” denir. Bu sıra tam bir matem havası yaşanır, mateme orada bulunanlar da katılır. Kimisi kendi gençliğini hatırlayarak, kimisi de gelin olacak kızını düşünerek bu hüzne ortak olmaya çalışır. İlk önce gelin, babasının elini öper. Babasına sarılarak ağlar. Baba da açıktan ağlamasa bile için için yanar. Asıl feryat annesiyle vedalaşırken başlar. Kız annesine sarılır sarılmaz, hem anne hem de kız hüngür hüngür ağlar. Bunları ayırmak oldukça güçtür. Anne büyük bir özveriyle büyüttüğü yavrusundan kolay kolay ayrılmak istemez. Bu ayrılık ne ölüme benzer, ne gurbete... Gurbet değildir, çünkü dönüşü yoktur. Ölüm değildir, çünkü yaşamaktadır; ama, Allah’ın emrine de karşı gelinmez; kendisi de aynı yollardan geçmiştir. Gelin diğer kardeş ve yakınlarıyla da vedalaştıktan sonra artık yuvadan uçma zamanı gelmiştir. Zor da olsa bu gerçekleşecektir. Kız, erkek kardeşinin elinden tutarak gelin atına bindirilmek üzere merdivenden indirilir ve ata bindirilir. Görülüyor ki gelin almak oldukça zordur. Sadece yorgun olan oğlan evi değildir. Kız evi de oldukça bitkin düşmüştür. Ancak oğlan evi gelin alacağı için bütün yorgunluklarını bir müddet sonra unutacaktır; fakat kız evi bu ayrılığı epeyce unutmayacaktır. Gelin almanın zorluğu “kız kapısı kale kapısıdır” denilerek daha iyi vurgulanmaya çalışılmıştır. (Evden gelin çıkarma, ilçemizin bazı yörelerinde daha değişik adetlerle yapılır: Örneğin, Çevrecik Köyünde gelini sağdıç çıkarır. Bu sağdıç, damadın sağdıcıdır, erkek çocuktur. Sazak Köyünde ise, kız evden çıkmadan önce, kız evine oniki kişi toplanır. Orada nikah yapılır ve oniki kişinin üzerinde bıçak varsa açtırılır. Orada yağ, su ve ekmek de olması gerekir, çünkü ekmekle yağ köpeğe verilir, okunmuş su da geline içirilir.) Gelin, damat evine doğru yaklaşırken, damat evinde de son hazırlıklar yapılır. Damat, sağdıçla birlikte damın üstüne çıkar. Sağdıcın elinde gelinin başına dökülmek üzere üzüm, leblebi ve bozuk para bulunan bir mendil bulunur. Bu çıkın, bereketi simgeler. Ayrıca damadın elinde büyükçe bir elma bulunur. Bu elma dörde dilinir. Ve gelinin kafasına vurulmak üzere damadın elinde hazır bulunur. Gelin alayı davul-zurna eşliğinde büyük bir neşe ve coşku içerisinde damat evine doğru yol almaktadır. Bu yolculuk esnasında bazı adetlerin de yerine getirilmesi gerekir. Gelin mutlaka cami önünden geçirilir ve orada dua yapılır. Köy çevresinde dolaştırılır. Gelin alayını herhangi bir çoban görürse; en iyi koç veya tekesini gelinin önüne çıkarır. Gelinin attan inmeden bu koç veya tekeyi kaldırması istenir. Kaldırabilirse koç veya teke gelinin olur. Kaldıramazsa çobana onun değeri kadar bahşiş verilir. Bazen da gelin alayı önüne pehlivanlar çıkar: “ya hasım, ya tosun” diyerek meydan okur. Bu sözle, pehlivanlar, düğün sahibinden güreş istediklerini, güreş yaptırmayacaksa, yerine bahşiş vermesi gerektiğini bildirmiş olurlar. Gelin alayı oğlan evinin önüne gelir. Davul-zurna yanık yanık çalmaktadır. Oğlan tarafı oldukça heyecanlıdır. Artık, bütün zorlukların karşılığını alma sırasıdır. Gelin at üzerinde iken bir yandan tabancalar ateşlenir, diğer yandan da sağdıç, çıkın içindeki üzüm, leblebi ve parayı gelinin kafasına serper. Damat da elmayı gelinin kafasına fırlatır. Yere atılan paralar çocuklar tarafından kapışılır. Damat ve sağdıç hemen oradan kaçar; çünkü, davulcuya yakalanırsa bahşiş vermesi gerekir. Davul-zurna susmuştur. Davulcu alacağı bahşiş için köşe bucak damadı aramaktadır. Gelin attan indirilir. İmam son duayı yapar. Düğün sahibi de bütün komşulara yardımlarından dolayı teşekkür eder. Gelin, eve; sağdıç veya oğlanın annesi ya da yengesi tarafından çıkarılır. Kayınvalide gelinin kötü huylarının yok edilmesi anlamına gelen bir küp kırar. Yine aynı maksatla gelinin eline bir ip verilir. Gelin bu ipi kırar. Eşiğin dibine ateş konur. Gelinin ayağı bu köze yavaşça bastırılarak çekilir. Bunun anlamı da gelinin evine ısınması içindir. Odaya girerken gelinin eline yağ verilir. Gelin bu yağı kapının üst eşiğine çalar. Bunun anlamı da gelinin kocasıyla iyi geçinmesi ve evine bağlı olması içindir. Bazı yerlerde de eşik öptürülür. Bu esnada gelinin kucağına bir erkek çocuk oturtulur. Bundaki amaç, ilk çocuğun erkek olması dileğidir. Gelin, sağdıçla birlikte akşama kadar ayakta bekler. Akşam nikah yapılmak üzere gençler ve köyün hatırı sayılır kişileri, imam ve muhtar, başta olmak üzere toplanırlar. Nikah yemeği yenir. İmam tarafından şahitler huzurunda nikah yapılır. Yaşlılar gittikten sonra damat gelin odasına girmek üzere hazırlanır. Sağdıç damadı gizlice gelinin odasına sokmaya çalışır; fakat, dışarda bekleyen gençler sağdıcı kontrol altında tutarlar; çünkü, damat içeri girerken ona yumruk atacaklardır. Bu dövme bazan şaka sınırını aşar. Damat içeri girer. İçerde gelinin yanında bulunan bir kadın tarafından damat ve gelin el ele tutuşturularak “sana bir gül verdim, ölenecek kokla” diyerek gelini teslim eder ve dışarı çıkar. Gelin ve damat içerde bulunan böreği kapı aralığından dışardaki gençlere verir. Gençler böreği yedikten sonra dağılırlar. Gelin ve damat iki rekat namaz kılarlar. Daha sonra kendileri için hazırlanan yiyeceklerden yerler. Bu arada damat gelinin duvağını açmak için ona “yüz görümlüğü” adı altında bir hediye verir. Gelin sabahleyin erkenden kalkar. Odayı terkeder. Yatağı akşamdan seren kadın adet gereği toplar ve kendisi için damat tarafından yastığın altına bırakılan bahşişi alır. Bu arada çarşafa da bakar. Çarşafa bakmasının sebebi Türk toplumunda bakireliğe verilen önemdir. Gerdek gecesi sabahında, gelin kapı eşiğinde bekler ve gelenlerin ellerini öper. Onlar da geline bahşiş verirler. 14- Duvak Düğünü Gelin alındığının ertesi günü, köyün bütün kadınları duvak düğününe davet edilir. Davet edilen kadınlar gelinin evine gelirler. Gelinin başına beyaz bir yazma örtülür. Yere bir yolluk serilir. Gelin ve sağdıç bu yolluk üzerinden yürüyerek ortaya gelirler. Burada ilahiler okunur. Töre gereği kız evinden getirilen bazı eşyalar (mendil, yazma, işleme, havlu, çorap, vb.) orada bulunanlara dağıtılır. Bazı yörelerde de gelin baba evinden getirdiği çeyizlerinden yakınlarına daha sonra dağıtır. Genç kızlar gelirler orada oynarlar. Böylece duvak kaldırılmış olur. Bu düğüne bu yüzden “duvak düğünü” denir. (Sazak ve bazı köylerde gelin üç gün evden dışarı çıkmaz. Üç gün sonra kınacı, çörek yapar ve gelini evden çıkarır. Peşine takarak çeşmeye götürür. Çeşmede bulunanlara bu çöreği dağıtır. Gelin bundan sonra rahatlıkla dışarı çıkabilecektir.) 15-El Öpmeye Gidilmesi : Aradan bir hafta geçtikten sonra, damat sağdıçla birlikte el öpmeye gider. Damat, kayınbabasının yanında konuşmadan oturur. Konuşması için kızın babasının hediye vermesi gerekir. Kayınbaba gönlünden ne kopuyorsa onu vereceğini söyler. (Bu bir sığır olabilir, durumu iyiyse daha değerli şeyler de olur.) Damat hediye sözünü aldıktan sonra sohbete iştirak eder. (Bazı yerlerde damat, kız evine gittiği zaman, kız evinin gelini damadın önüne bulaşık bir tencere koyar. Bunu yıkamasını ister. Damat yıkamak istemiyorsa, karşılığında para vermesi gerekir. Damat geceyi orada geçirir. Ertesi sabah kaynanasıyla birlikte kendi evine döner. Böylece kayınvalide de kızını görmüş olur. Daha sonra da kız annesiyle birlikte baba evini görmeye gider.) İşte ilçemiz ve köylerinde düğün adet ve gelenekleri yukardaki şekillerde yapılmaktadır. Ancak bugün bu adetlerin birçoğu yapılmamakta, birçoğu da ufak-tefek değişikliklerle devam etmektedir. Amacımız unutulmaya yüz tutan bu adet ve gelenekleri kalıcı kılmaktır. Bunu yapabildiysek ne mutlu bizlere.... | |
|
|
Etiketler |
|
Eski, Düğün, Adetleri,
|
|
|
|
Yorumlar |






