TÜNAYDIN !

Reşadiye Künye

 » Kaymakam

Engin AKSAKAL

 » Belediye Başkanı

Rafet Erdem

 » Kuruluş Yılı

1906

 » Nüfusu

9100

 » Kasaba

13

 » Köy

68

 

REŞADİYE RADYO

RadyoEkle

 »  masalafm60...

122

 »  Reşadiye Fm...

354

 »  HALACLI FM...

2084

 »  Reşadiye-Fm...

813

 »  mısırlı ramat...

691

 »  RADYO REŞADİYE...

1586

 »  YOLDAŞ, FM...

1252

 »  RADYO AKKUSUNSE...

899

 »  Radyo .nihat-fm...

880

 »  resadiye-fm60...

1698

 »  aLTıPaRMaK FM...

1006

 »  resadiye-fm60...

2025

 »  Radyo SARIYAYLA...

1541

 »  kapaklı fm...

1305

 »  Radyo Kaşpınar...

1616

 »  GUNDOGDU_FM...

1373

 »  CİMİTEKKE FM...

2269

 »  Bozcali-FM...

1437

 »  Reşadiyenin Ses...

3147

 »  Radyo İsgesur...

1136

 »  Radyo İbrahimşe...

1594

 »  Güvendik Fm...

1707

 »  Yöremfm...

978

 »  Çayırpınar FM...

1771

 »  Radyo Büşürüm...

1638

 »  Tinyaba Fm...

1946

DOST SİTELER

Site Ekle

 »  masalaışıklar

112

 »  Reşadiye Fm

302

 »  halaclı fm

202

 »  AKKUSUNSESİ

790

 »  çakırlı köyü

608

 »  Tokatspor Taraftarın

541

 »  İzmir Resadiyeliler

914

 »  Reşadiye

869

 »  sarıyaylaköyü web si

698

 »  Facebook - Reşadiyel

1718

 »  eymür derneği

613

 »  Çınarcık köyü

600

 »  ALTIPARMAK KÖYÜ

607

 »  kavaklıdere.köyü

536

 »  Hebüllü Köyü Web Sit

581

 »  Çayırpınar Köyü

591

 »  Hebüllü köyü

711

 »  Bereketli Kasabası

662

 »  baydarlidernegi

625

 »  Cimitekke Gençlik

667

 »  Yiğit Yufka

702

 »  Kızılcaören Haber

776

 »  Baydarlihaber.com

1178

 »  Erya resım ayna cerc

943

 »  Umurca köyü

1053

 »  Elmacık köyü

1239

 »  ibrahimseyh köyü

707

 »  Soğukpınar Kasabası

682

 »  Nebişeyh Kasabası

697

 »  Kuzbağı Kasabası

933

 »  Hasanşeyh Kasabası

716

 »  Demircili Kasabası

701

 »  Cimitekke Kasabası

916

 »  Çevrecik Kasabası

658

 »  Büşürüm Kasabası

662

 »  Bereketli Kasabası

739

 »  Bozcalı Kasabası

734

 »  Baydarlı Kasabası

696

 »  Kızılcaören Kasabası

679

Anket

Hangi Radyo Dinliyorsunuz?

   ÇayırpınarFm - 68
   Güvendik Fm - 98
   Radyo Büşürüm - 81
   Radyo İbrahimşeyh - 48
   Radyo İsgesur - 63
   Reşadiyenin Sesi - 248
   TinyabaFm - 107
   Yörem Fm - 167
Toplam Oy: 880

Reşadiye Kelimeleri

    Yazılar
      
Reşadiye Sosyal ve Kültürel Hayat
              Reşadiye Kelimeleri

 

   A

 

ablak (s): Oval, canlı ve parlak yüzlü olan

ağdamla (i): 1.Süt, 2. Sulandırılmış yoğurt.

ağırşak(i): İğin dengede durmasını ve dönmesini sağlayan ortası delikli

tekerlek biçiminde parça

ağuz(i):Büyükbaş hayvanların yavruladıktan sonra ilk sütünün pişirilmesiyle

elde edilen yiyecek.

ağdutmaç(i): Tahterevallinin çevredeki adı.

ağulamak(f): Zehirlemek

ağulanmak(f): zehirlenmek

ahbun(i): Hayvan gübresi

ahılgan(i): Çam sakızı

akçaca(i): Taş kovuklarında yaşayan beyaz renkli küçük bir hayvan.

alaf(i): Ot, saman gibi hayvan yiyeceği.

alehinateşi(i): Meydanlarda yakılan, alevi bol olan ateş.

amarat(i): 1. Bir iş yapmak için gerekli olan malzeme 2. Elinden iş gelen, becerikli insan.

angılıbiç(anguluç)(i): Ağdutmaç,tehterevalli.

annak(i): Gözetleme yeri.

annaklama(f): Gözlemek,gözetlemek.

anuh(i): Nane,nana

angıt(angut)(i): 1.Ördek cinsi bir yaban kuşu. 2. Mecazi olarak avanak,aptal

angıldamak,angıldama(f): Mandanın çıkardığı ses.

anzap,ancap(i): Aşılanmamış, ekşimsi küçük yabani dağ armudu.

arastak(i): Ahşap binaların tavan kısmı.

argaç(i): Çözgü işlerinde, çözgü arasına geçirilen ip yumağı.

arık(aruk)(s): Bakımsız, zayıf,güçsüz.

asuda(i): Süt hellesi.

aşı(i): Küçükbaş hayvanların, genelde koyunların sırtına sürülen boya vb.madde

aşurma(i):İki kulplu büyük kazanın bir küçüğü.

ayama(i): İnsanlar için kullanılan lakap, takma ad.

ayıfındığı(i):Ceviz büyüklüğünde olan bir çeşit fındık.

ayıgülü(i):Dağlarda yetişen büyük ve geniş yapraklı bir çiçek.

aykıntı (i): Kızılağaç kabuğundan elde edilen ve deri yayık boyamada kullanılan bir sıvı.

 

      B

 

baduç,badut(i): Fiğ, bakla,nohut gibi ürünlerin danelerinin bulunduğu kısım.

basık(s): Yüksekliği fazla olmayan,bunaltıcı özelliği olan ev veya ahır.

bayak(i): Biraz önce anlamına gelen sözcük.

behni(i): Hayvanların yem ve saman yedikleri yer (büyükbaş hayvanlar için)

beleğü(i): Alaca karanlıkta görmeyen.

belertme,belertmek(f): Bakışları sertleştirerek kızgınlık ifade etme.

beytambal(s): Ağır,uyuşuk.

bellim(e): Bari anlamında kullanılan bir söz.

bıçkı(i): Bıçak

bılh(s): Fazla olgunlaşmış, patlayacak ve ezilecek duruma gelen

bıldır(i): Geçen yıl

bıkağu(i): Atların fazla koşmaması için ayaklarına takılan demir aleti

bıngıldak(i): Bir yaşından küçük çocukların tepelerindeki yumuşakça yer

bibi(i): Hala,babanın kız kardeşi

biçik(i):Yeni doğmuş sığır yavrusu

bidik,didik(i):1.Haşlanmış fasülye tanesi,2. Sivri nokta.

bileyki(e): İyi mi anlamını içerecek biçimde yüklemin anlamını kuvvetlendirir,

beddualarda söylenir (Allah belanı versin bileyki)

boduç(s): 1.Kısa boylu insanlar için kullanılan bir sıfat,2. Ağaçtan yapılmış su kabı.

bodur(s): Kısa, normalden aşağı boyda olan.

boyna(z):Sürekli, devamlı.

boyunduruk(i): Öküzlerin koşumu sırasında boyunlarına konulan alet.

boz(s):1.Griye yakın bir renk, 2.Ekilmemiş arazi

börtmek(f): Hafif haşlanmış et, fasülye vb.yiyecekler için kullanılan söz

bucaklık(i): Kap vb.eşyaların mutfakta konulduğu yer

burunsalık(i): Danaların analarını emmemesi için burnuna takılan dişli alet

buymak(f): Üşümek

bük(i): 1. Viraj, 2.Böğürtlen dikeni topluluğu

büklemek(f): Koşum sırasında öküzlerden birinin diğerini geçmesi ve büktürmesi

bünek(i): Danaların burunlarına takılan bir tür burunsallık

bükürgeç(i): Ekmek açarken veya pişirirken kullanılan demirden ya da ağaçtan yapılmış alet

bürük(i): 1. Kadınların başlarına geçirdiği örtü, 2. Tarla kenarlarındaki ağaç topluluğu

Büvelek (i) (Büğelek):Hayvanları rahatsız eden bir tür sinek.

 

     C

 

calaz(i):Kurumuş mısır,buğday vb. ürünlerin sapları

cember(i):Kadınların baş örtüsü,yazma.

cemek(i): Üvendirenin(övendirenin) arkasına takılan, sabanın çamurlarının temizlenmesinde kullanılan yassı demir.

cerek(i):İnce uzun ağaç

cıbır(s):1.Çıplak,2.Fakir

cıdağulu(s):Beceriksiz insanları aşağılamak için kullanılan bir söz

cıfıt(s): Yaramaz

cılga(i): Patika yol, ekili arazi içinden geçen yaya yolu.

cılgısız(s): Her şeye burnunu sokan,densizlik eden

cılmak,cışmak(f): Vaz geçmek, oyun bozanlık etmek

cımhı,cımba(i):Üzüm, koparılmış küçük salkım

cındık(s):Ufak tefek anlamına gelen bir söz

cıngar(i):Kavga

cıymık(i):Tırnak

cızlak(i):Sac üzerinde yapılan bir tür ekmek

cip cip(z): Küçük damlaların hızla akışı için kullanılan bir söz

comba(s): İri yapılı

cörpedek(z):Hemen, çabuk, aniden  anlamlarına gelen bir söz

cuğul(i): Tarla ürünlerinin küçük küçük yığıntıları

culuk(i):1. Hindi, 2.Şişman insanlar için kullanılan bir sıfat

cumuh (cımık)(i):Boğaz, dar ve uzun yol

cücük(i): Tavuk ve kuşların yumurtadan yeni çımış yavruları

 

     Ç

 

çakıldak (i): 1. Hayvanların vücüdunda kıllar üzerinde toplanmış pislik. 2. Değirmenlerde selpiden danelerin akmalarını sağlayan bir araç

çalpama(i): Yoğurdun hafif sulandırılmış hali

çamdu (candı)(i): Ahşap yapıların duvar yüzeyi

çapıla(i): Deriden yapılmış terlik

çaput(i):Kumaş ve bez eskisi

çar(i):Düğünlerde dünürşü olan kadınların giydikleri özel elbise

çarkevi(i):Harman ve samanlığın yanında tarım aletlerinin konulduğu yer

çatanak(i):Ceviz ve fındık gibi meyvelerin birkaç tanesinin bir arada bulunması

çebiş(i):Bir yaşını geçmiş dişi keçi

çeç-c(i): Buğday tanelerinin samandan ayrılmış yığıntısı

çecik(i): Kazan, bakraç ve benzeri kapların kulplarını tutturmaya yarayan kısım.

çeğil(i):Tarlalarda bir araya toplanmış irili ufaklı taş yığını.

çekme(i): 1. Kırlarda biten iğne yapraklı, kısa boyulu çalı. 2. Bulgurun ince çekilmiş hali.

çemiş(i) : Dut kurusu

çemkirmek (f) : Köpeğin acı acı havlaması.

çeten(i):Kağnıların üstüne konulan tahtadan yapılmış, hayvan gübresi, toprak

vb. şeylerin taşınmasına yarayan araç

çıkın(i): Bezden yapılmış küçük para kesesi

çıkma(i): Oturma odalarında tahtadan yapılmış divan

çıtlak(i):Ateşten sıçrayan küçük parça, kıvılcım.

çilpi(i):Küçük çalı parçaları

çite(i):Örgü işinde kullanılan milden büyük, şişten küçük, ucu çatallı alet

çobanekmeği(i):Kuşburnu ve kızamık bitkilerinin çiçek ve yaprağı

çon-ğ(i):Hayvanların aşırı üşütmesi

çor(i):Tuzlu su (aşırı derecede tuzlu su).

çotur(i):Eğri büğrü çalı

çöpür(i):Keçi kılı

 

     D

 

dadak(i): Az miktarda çocuklara verilen yiyecek

dadanmak(f): Alışmak

dağum-dağun(i): Küçük, yuvarlak, kahverengi meyveleri olan bir ağaç

dalap(i): Eşeklerin kızan hali

dalda,dulda(i): Üstü kapalı, önü açık siper yeri

dangırdamak(f): Gevezelik etmek

dastar(i):Bez parçalarından yapılmış bohça

daşırgamak(f): Hayvanların ayağının acıması.

depimek (f): Hafifçe kurumak

deros(i):Tarlanın ekilebilecek kıvamda olması

deydaha(e): Gösterme edatı. Uzaktaki bir nesneyi göstermek için söylenir

dığıl(i): Küçükbaş hayvanların dışkısı

dığlaç(i): Hamurun küçük taneler haline getirilmesi

dımbıl(i): Küçük çocukların erkeklik organı

dımışkı(s): Beyaz yuvarlak yüzlü insanlar için kullanılan bir söz

dibare(i): Yalan-dolan

dinek(dingek)(i): Ağaçların kesildikten sonra geriye kalan dikili kısmı

dinelmek-dinğelmek(f): Ayakta kalmak

diğrek(s): Fazla pişmemiş, sert anlamında kullanılır

dinkana(i): Aşlık,yarma, bulgur vb. yiyeceklerin döğüldüğü yer

dikolta(i): Kadın iç çamaşırı

dimelmek(f): Çocukların erkeklik organının sertleşmesi

diplik(i): Yuların dip kısmı

 dişemek (f): Hızar,tırpan,değirmen taşı gibi aletlerin keskinleştirilmesi için yapılan işlem

dizme(i): Evlerin çamdularında direkler arasına konulan kısa ağaç parçaları

doduruklanmak(f): Surat asmak,küsmek

dodan(i):  Küçük kedi yavrusu.

doran(i):Eğri-büğrü kısa boylu çam ağacı.

dönek(i): 1. Tarla başlarında öküzün döndüğü sınır kısmı. 2. sözünde durmayan.

döşürmek(f): Toplamak.

döşürücü(i): Toplayıcı.

dumağı(i): Nezle.

dumulmak(f) :Suyun içine görülmeyecek şekilde dalmak.

duncukmak(f): Ağlamaktan boğulacak hale gelmek.

duşak(i): Atların ayağına takılan ve onların yürümesini engelleyen ip.

 

                                   -E-

ece(i) : Kadınlaırın yüzünü kapatmak için kullandıkları örtü.

eceme (i): Delik delmeye yarayan, ucu keskin, başı topuzlu demir.

eci (i) : Yenge, abla anlamında kullanılan bir söz.

ecük (i) : Birazcık.

ede(i) : Ağabey.

efek(i): Bir çeşit ot.

eğdü(i): Ucu kancalı, bal tezeklerini çekmeye yarayan araç.

eğiş(i): Hamur kesmeye ve kazımaya yarayan kısa saplı ucu geniş eir araç.

eğirmek(f): Yünü ip haline getirme işlemi.

eğlek(i): Toplanma yeri.

eğrek(i): Hayvanların toplandığı yer veya koyun topluluğu.

eğrilce(i): Eriklerin meyve olmamış içi boş eğri büğrü şekilde olanlarına verilen isim.

eke(i): Olgun tavırlı insan.

ektü(i): Anasız oğlak.

ellehem(e): Herhalde.

ellik(i): Ekin biçmek için parmaklara takılan ağaçtan yapılan araç.

emişik(i): 1.Aynı anadan süt emen ayrı çocuklar, süt kardeşler. 2. Koyunların ve keçilerin sütlerinin sağılmadan yavrulara emzirilmesi.

en(i) : 1. Hayvanların tanınması için kulaklara yapılan işaret. 2. Bez parçası.

eneğü(i): 1. Kapı arkası kilidi. 2. Fazla şişman olan.

enemek(f): Erkek koyun, keçi ve sığırların kısırlaştırılması.

erincek (f): Tembellik eden.

erinmek(f): Bir işi yapmadaki isteksizlik.

evindi(i): Çözmecilikte kullanılan bir terim.

 

                                   -F-

farfarasız(s): Boş konuşan, geveze.

farfallamak(f): Şuurunu kaybetmek, dengesiz hareketlerde bulunmak.

feniklemek(f): Telaşa kapılmak.

ferfene(i): Gençlerin geceleri birlikte yaptıkları et kesip kavurma adeti.

ferik(i): Civcivin tavuk haline gelmeden önceki hali, piliç.

ferzek(i): Kötü huylu kadın.

fetil(i): Buğday unundan sac üzerinde yapılan yufkanın kalını.

feyil(i): Niyet, düşünce.

fırakdu(i): Bahçelerin korunması için çalı, diken vb. şeylerden yapılan korumalık.

fiğlenmek(f): Kuşkulanmak.

fodak(i): Domuz yavrusu.

foduk(i): Kısa boylu, tıknaz.

fotur(i): Koyulaşmış sümük.

folak(i): Cevizin meyvesinin kabuğundan çıkmış hali.

 

                                      -G-

 

gahılcan(i): Kavgacı hayvan.

galle(i): Şeker pancarının dip kısmından yapılan çorba.

galuç(i): Orak.

garagada(i): Kötülükler, belalar.

garamet(i): Talihsiz, bahtsız.

garısbumak(f): Özlemek.

gartul(i): Patates.

gasbanek(z): Bile bile, göz göre göre.

gatık(i): Ayran.

gatıklık(i): Ekmeğin yanında yenen yiyecekler.

garuklu(i): Çavdar.

gaylık(i): Yufkanın veya kağıdın dürülmüş hali.

gaygana(i): Yumurtanın yağ ve unla karıştırılarak pişirilmiş hali.

gebeç,ş (i): Karnın fazla şişkin olması.

gedek (i-s): 1.Kömüş düvesi. 2. Kısa boylu insanlar için kullanılan bir sıfat.

geğeç(i): Ucu çatallı, ot çekmeye yarayan araç.

gelberi(i): Çeşitli ürünlerin yaklaştırılması, uzaklaştırılması ve karıştırılmasına yarayan araç.

geğer (i): Su kanallarına taksim edilen daha küçük kanal, ark.

gennabu(i): Orta yaşlı, hatırı sayılan kadın.

gerpelit(i): Bir meşe türü.

gıcılamak(f): 1. Kağnı arabasının çıkardığı ses. 2. Diş bilemek.

gıcılık(i): Küçük, ekşi dağ elması.

gıdık(i): Kulplu küçük sepet.

gılıç(i): Çözme dokumada kullanılan araç.

gıncır(gıcı)(i): Çayırlarda yetişen ekşimsi, yayvan yapraklı bir bitki.

gındıra(i-s): 1. Sarı renkli, ince uzun kenarları keskin sulak yerlerde yetişen bir ot. 2. Zayıf, çelimsiz.

gınnap(i): İnce bükülmüş ip.

gıranta(i): Yaşlı, yaşını başını almış.

gırtıl(i): Pürüz.

gısmuk(i): Cimri.

gıtmır(i): Cimri.

gızan(i): Köpeklerin isterik zamanı.

girebi(i): Ucu eğri, çobanların kullandıkları küçük balta.

girge(i): Büyük kazan.

goğur(i): 1. Öküzlerin boynundan kuyruk sokumuna kadar uzanan değişik renklerdeki çizgi. 2. İlişkileri zayıf, kaba.

gopca(i): İri düğme.

gostil(i): Patates.

göğemerik(i): Fındık büyüklüğündeki yabani erik.

gödek(s): Kısa boylu insan.

göden(i): İnsan ve hayvan yavrularının çıplak karnı.

göğüsçiti(i): Bağır, gögüs, sine.

göğsulu(i): 1.Yemeklerin yağsız, salçasız suyu 2. Bir çeşit armut.

göynek(i): İç çamaşırı, yakasız gömlek.

gözer(i): Harmanlarda kullanılan iri delikli büyük kalbur.

gulun(i): At yavrusu.

günneş(i): Koyun, keçi gibi hayvanların kuşluk vakti bir araya toplanması.

güdü(i): Yaylıma çıkmış hayvan sürüsü.

güdücü(i): Hayvan otlatan çoban.

güdül(i): 1. Mısır unundan yapılmış küçük çörek. 2. Keşkek karıştırmaya yarayan özel sopa.

günülemek(f): Kıskanmak.

 

                                      -H-

 

habire(zrf.): Şu anda, şimdi, hemen.

hademek(f): Çift sürmek.

hamança(i): Çobanların azıklarını koydukları deriden yapılmış bir çanta.

harar(i): Elde dokunan büyük çuval.

hasbut(i): Çam ağacından yapılan, kağnı arabasının tekerleğini oluşturan parça

hasut(s): İstemeyen, çekemeyen.

hatıl(i): Taş duvarların aralarına ve üstüne konulan uzunca kalas.

hayat(i): 1. Keçi ve koyun gibi hayvanların barınağı. 2. Salon.

haylamak(f): Çağırmak, seslenmek.

hazetmek(f): Hoşlanmak, sevmek.

hazlamak(f): Ahşap evlerde, ağaçların baş tarafının oyularak birbiri üzerine konulması.

hedik(i): Tahılgillerin suda hafif pişirilmiş hali.

helik(i): Küçük taş parçası.

heküğe(i): Su yolu.

herkeş(i): Üzerine taş gibi ağır şeylerin konularak taşınmasını sağlayan çatal ağaç.

hırıt(s): Zayıf, çelimsiz, küçükbaş hayvan.

hırtık(s): Geçimsiz, kavgacı.

hırtlıyık(i): Yenilen bir mantar türü.

him(i): Yapılacak bina için açılan temel.

holasa(s): Şakacı.

hopal(i):  Güvercin cinsinden bir kuş.

hopallanmak(f): Büyümek, yürüyecek hale gelmek.

horunmak(f): Savunmak, korunmak.

höbelen(i): Bir çeşit mantar.

höngül(i): Kaba saba, iri yapılı.

hümkürmek(f): Ses çıkararak burnun temizlenmesi.

 

                                      -I-

ıba(i) :Çiy, sabahları bitkiler üzerinde bulunan yaşlık.

ıhbal çiçeği (i) : Yüksek yerlerde bulunan bir çeşit çiçek.

ıhıç(i) : Karın şişkinliği.

ıhba(i) : Şans, kader.

ıkınmak(f): Zorlamak.

ılga(i): Sıkıntı, hüzün.

ıravan(i): Keşkeğin üzerine dökülen et suyu.

ıruplağü(i): Tahılgillerin ölçülmesinde kullanılan araç.

 

                                      -İ-

 

 

İçikızıl(i): Yenen bir çeşit mantar türü.

ilamsar(i): Ekili arazi içinde biten sarı çiçekli bir bitki. hardal, tupluk.

inküplü(z): En önce, ilkin.

işkefe(i): Yufka, gözleme.

işlik(i): Kadınların giydiği bir çeşit hırka.

itdirseği(i): Arpacık.

itdöşeği(i): Bir çeşit ot.

itülüngürü(i): Bir çeşit ot.

 

                                      -K-

 

karamuk(i): 1. Odunsu bir bitki. 2. Buğdayın içinde bulunan siyah taneli otsu bitki.

kargabardağı(i): İri taneli otsu bir bitki.

karımak(f): Ekinin biçme kıvamını geçmesi.

kaşmer(i): Utanmaz, arsız.

kaykı(i): Yöresel bir çeşit kayak aracı.

kef(i): 1. Çorbanın yüzünde biriken kaymak. 2. Bazı yerlerde uçurumun başı anlamına gelir.

kertil(i): Eğri, yamru, yumru.

kertik(i): Cisimlerin baş tarafının yontulup yuvarlak hale getirilmesi.

keskü(i): Bahçe bitkilerinin kökünü kemiren bir böcek, danaburnu.

kestek(s): Kısa boylu.

kes(i): 1. İri taneli saman, 2. Fiğ samanı.

keş(i): Çökeliğin yuvarlak hale getirilip, kurutulması.

kez(i): Ahşap yapılarda ağacın dışa sarkan kısmı.

kezik(i): Keçinin özelliğine göre verilen bir ad.

kezyarma(i): Koyun ve keçilerin iki yıl üst üste yavru yapmayanı.

kırmıt(i): Bir çeşit yabani meyve.

Kısmık(i): Cimri

kırtıl(i): Çalı çırpı topluluğu.

kıtır(i): 1. Aşırı kurumuş. 2. Uyuz

kıynak(i): Küçük parça.

kıynık(i): Küçük ağaç parçası.

kıyılık(i): Özel günlerde giyilmek üzere saklanan elbise.

kidik(i): Keçi yavrusu.

kinçe(i): Hayvanların ayak tırnaklarının arası.

kiren(i): Kızılcık.

kirik(i): At veya eşek yavrusu.

kirkit(i): 1.Halı dokumada kullanılan alet. 2.Mayalanmış hamurun pişirilme kıvamına gelmesi.

kişnek(i): Oynak, hareketli.

kolukızıl(i): Yer pancarı.

koskocalak(i): Fındık büyüklüğünde yumrusu olan bir çeşit otsu bitki.

kondurma(i): 1. Düğünlere gelen davetli. 2. Düğün alayında at üstündeki erkek.

kotarmak(f): Pişen yemeğin soğumak üzere sahana konulması.

koyungözü(i): Papatya.

koyultmaç(i): Muhallebi şeklinde yapılan bir çeşit yemek.

köğrek(kövrek)(i): 1. Kendir, kenevirin liflerinin alındıktan sonra geriye kalan odunsu kısmı. 2. Zayıf kuru yapılı.

kökçe(i): Armut, ahlat gibi ağaçlarda bulunan yeşil renkli otsu kısım.

kömüş(i): Manda.

köroğu kuşu(i): Baykuş.

körpe (i) :1. Keçi yavrusu.2.Taze, nazik.

köstü(i): Köstebek.

kösüre(i): Kesici aletlerin bilenmesinde kullanılan sert taş.

költen(i): Büyükbaş hayvanların boğazının altında çıkan ur.

kulaktözü(i): Kulağın arkası.

kulunlacı(i): Atın  gebe olması

kurmut(i): Bir çeşit ağaç.

kücü(i): Çizme işlerinde kullanılan bir araç.

küptü(i): Baltanın arka kısmı.

kürüz(i): 1. Boynuzsuz keçi ya da koyun. 2. Kısa kulaklı keçi.

küskü(i): Ağaç ve demirden yapılmış kaldıraç.

kütükmantarı(i): Bir çeşit mantar.

 

                                      -M-

 

 

mada(i): İştah.

mağış(i): Dişi domuz.

malama(i): Büyükbaş hayvanların çıkardığı ses.

mazu(i): Kağnı arabasında iki tekerleğin bağlantısını sağlayan kalın ve yuvarlak ağaç.

malağma(i): Harmanlanmış hasatın eleme aşamasına gelmesi.

meğel(i): Çapa.

meheklenme(i): Bir hastalığın kronik hale gelmesi.

memesük(i): Girişken olmayan, uyuşuk.

menük(i): Çözmelerin dokunulmasında kullanılan ip yumağı.

meğsinmek(f): Önemsemek, ciddiye almak.

mengül(i): Büyükbaş hayvanların boynuna takılan U şeklindeki ağaç.

meç(i): Küçük sürgün, filiz.

mere(i): Köpeğin yaşı.

mermerecük(i): Dikenlik yerlerde yetişen ince uzun körpe iken yenilen otsu bitki.

mesağu(i): Dedikodu.

meymenetsüz(i): Vefasız, hayırsız.

mırık(i): İnce saman tozu.

mıymıntı(i): Beceriksiz, pısırık.

mic(i): Büyükbaş hayvanların sırtında deri altında oluşan kurtçuk, yemiş.

mitil(i): Yüzsüz yorgan.

mondula(i): Göndeme, harmanlarda dövenle boyunduruk arasındaki uzun bağlantı ağacı.

mudara(i): Sağlam ve dayanıklı olmayan, iğreti.

mucur(i): Tahılların ölçülmesinde kullanılan ölçme aracı.

mudul(i): Övendirenin ucuna takılan sivriltilmiş çivi.

mungariz(s): Perişan.

müceret(z): Kesinlikle, mutlaka.

mühkem(s): Sağlam.

 

                                      -N-

 

namazlağu(i): Seccade.

nana(i): Nane

nantu(i): Sapsız bıçak.

narpuz(i): Su kenarlarında büyüyen baharat olarak kullanılan kokulu bir bitki.

naru(i): Balta ve orak gibi aletlerin yüz kısmı.

nerdek(i): Kuş burnu reçelinin koyulaşmamış hali.

netame(i): Kötü olan şey.

niğende(i): Yorganların kabaca dikilmesi.

nüfük(i): Sebep, neden.

nünük(i): Ekşi bir tadı olan ve yemeği yapılan, dikenlik yerlerde yetişen geniş yapraklı bir ot.

nüğü(i): Bir ağırlık ölçüsü birimi.

 

 

                                      -O-

 

ok(i): Kağnı arabasında boyunduruğun bağlandığı kısım.

olduruk(i): Delinen çarıklara eklenen deri parçası.

olu(i): Kağnı arabasının yüklendikten sonra, urganın gerginleşmesini sağlayan küçük ağaç parçası.

Omuzluk(i): Çatılarda kullanılan uzun ağaç.

oyulgamak(f): 1. Kabaca dikilen dikiş. 2. Söylenen sözden etkilenme.

 

 

                                      -Ö-

 

 

ödütlemek(f): Büyükbaş hayvanların sütlerini sağarken sütün memeye inmesini  sağlamak amacıyla yavruya kısa süreli emzirilmesi, elle vurarak da yapılır.

öğlelik(i): Öğle yemeği olarak alınan azık.

öğürsek(i): Büyükbaş hayvanların çiftleşme isteği.

önlerci(i): Topluca ekin biçerken biçicilere önderlik eden kişi.

örk(i):  Dana ve buzağıların boynuna takılan elde örülen kalınca ip.

örtme(i): 1. Salon. 2. Samanlıkların çatılarının ileri doğru çıkan uzantısı.

örtü(i): Yatak.

övendire-öğendüre(i): Koşum hayvanlarının kontrol edilmesinde kullanılan ince, ucu sivri uzun çubuk.

öykünmek(f): Taklit etmek.

 

                                      -P-

 

pağaç(i): Sac ve fırında  pişirilen bir çeşit ekmek.

par(i): 1.Ateş alevi 2. Turşu, salça vb. şeylerde oluşan küf.

pelik(s): Hareketli, aniden hareket eden.

peliklemek(f): Şaşırmak ürkmek.

pelver(i): Salça.

pepil(i): Düzgün konuşamayan, dilinde sürçme olan.

perçem(i): Saçın alna dökülen kısmı.

persin(s): Yetim, sahipsiz.

peşgir(i): Küçük havlu.

peyik(i): 1.Küçük yama 2.Hareketli insan.

pezük(i): Şekerpancarının yaprağı.

pırtı(i): Elbiselik kumaş vb.şeyler.

pırmıt(i): Orakla ekin biçerken ellikle parmak arasına alınan ekin demeti.

pünnük(i): Kümes.

poğut(i): Kavrulmuş buğday unu.

pöğrek(i): Çimento ve kum karışımından yapılan kısa su borusu, büz.

pucamak(f):Caymak, vaz geçmek, usanmak.

pur(i): Pişen sulu yemeklerin yüzünde oluşan kaymaksı tabaka.

purç(i): Ağaçların yaprak açmadan önceki sürgünü.

puşta(i): Kütüklerin dış kısmından çıkarılan işe yaramayan tahta.

pünçek(i): Ağaçlarda ince kök.

pür(i): Çam ve benzeri ağaçların yaprağı.

püsür(i): Kendirlerin pek işe yaramayan kalıntıları.

 

 

                                      -S-

 

sadır(i): Sidik.

sağmal(i): Sağılan hayvan.

sağrak(i): Yenilen bir çeşit mantar, içikızıl.

saku(i): Bir çeşit ceket, palto.

salak(i): Küçükbaş hayvanların yattığı, gölgelendiği yer.

seğirtmek(f): Koşmak.

seğricek(i): Yeni kesilmiş et üzerinde oluşan küçük kurtçuklar.

seğrimek(f): Gözün istek dışı hareket etmesi (gözü seğirmek).

sef(i):  Yanlışlık, hata.

sele(i): Elde örülen birçeşit sapsız sepet.

sekül(i): Atların bacağındaki ve alnındaki beyazlık.

sekmen(i): Tahtadan yapılan küçük iskemle.

sepi(i): İşlenmiş deri.

serpi(i): Değirmenlerde buğdayın öğütülmesi sırasındaki ayarlı depo.

seyiklemek(f): Gizlice takip etmek, kulak kabartmak.

seyis(i): Enenmiş erkek keçi.

seyvan(i): Basit yapılı bağ ve çoban barınağı.

sıpalacı(s): Eşeğin  hamile hali.

sırım(i): kurutulmuş deri, deri ip.

sırnaşık(s): Kolayca pes etmeyen, bulaşık.

sırçan(i): İğe sarılmış ip yumağı, sırça.

sıyırgı(i): Harmanlarda samanı toplamaya yarayan üçgen şeklinde yerden sürtmeli bir araç.

sifsir(i): Fındık çubuğunun inceltilerek dilimlenmesi.

simsim(s): Yavaş hareket eden, içten pazarlıklı.

sinem bitti (i): Bir çeşit oyun adı.

sitil(i): Bakraç, su kabı.

sivriç(i): Fidelemede kullanılan ucu sivri küçük odun parçası.

soğalak(i): İçi boş olan.

sokranmak(f): Sinirli bir şekilde kendi kendine konuşmak.

sokarıç(i): Yağ ile nanenin kavrulup yemeğin üzerine dökülen karışım.

sorutmak  (f): Hareketsiz ayakta beklemek, durmak.

soygun(i): Ölen birinin geride kalan giyilebilir giysileri.

soyka(i): 1. Kötü, fena. 2. Cinsel organ.

sömek(i): Mısır koçanı.

suluk(i): 1. Banyo yapılan yer, 2. Hayvanlara su içirmeden önce verilen az miktardaki yiyecek.

susak(i): Değirmencilerin hak almak için kullandıkları bir ölçü aracı.

sümsük(s): Beceriksiz, sevimsiz, her gördüğü şeyi isteyen.

süngüt(i): 1. Ağaç köklerinin su boruları içindeki uzantıları, 2. Çaydanlık ve su kaynatılan kapların dibinde oluşan tortu tabakası.

süpsüğlüm(s): Upuzun, dosdoğru.

sürüttüme(i): Yerde sürünerek getirilmiş ağaç.

 

 

                                      -Ş-

 

şalak(i): Fazla olgunlaşmış, içi geçmiş kavun.

şantaf(i): Gösteriş.

şaplak (i): Büyük yağ küleği.

şapıla(i): Arkası açık bir çeşit terlik.

şaptura(i): 1. Şamar, 2. İnce.

şılgım(i): 1.Filiz, 2. Genç.

şiğrik(i): Kapıların menteşe görevini gören kısmı.

şinik(i): Bir çeşit buğday ölçme aracı.

şip(zrf): Çabuk, hemen, hareketli.

şipil(i): Sacda pişirilen bir çeşit ekmek.

şişek(i): Bir yaşındaki koyun.

şivil(i): Genç, yetişmiş fidan.

 

                                      -T-

tam(i): Ahır.

tapan (i): Sürülmüş tarlanın tezeklerini ufalamak için kullanılan bir araç.

tapul(i): Biçilmiş otların toplanmış hali.

tatarsökmez(i): Ahır üzerine döşenen ağaç.

tatarlama(i): Etin hafif pişirilmesi, kavrulması.

teğeltü(i): Bir çeşit at semeri.

teliz, tehliz(i): Seyrek dokunmuş çuval.

terpoşlu(i): Kapaklı sahan.

tezikmek(f): 1. İşi çığrından çıkarmak, 2. Hayvanların ürkmesi.

tığ(i): Saman yığını.

tıkdap(i): Çabucak.

tılkı(i): Deri yayık.

tille(i): Uzun ip.

tingir(i): Yayvan ağızlı bir çeşit kap.

tirki(i): İçi derin büyükçe ağaç kap.

tirit(i): Yağlı, salçalı et suyu.

tiritlemek(f): İhtiyarlamak, yaşlanmak.

tirşe(i): 1.Et, kabak gibi şeylerin kurutulmak üzere inceltilip kesilmesi. 2. Sepet vb. araçların

yapımında kullanılan fındık çubuğunun dış kısmı.

toklu(i): Altı ayını bitirmiş kuzu.

tongala(i): Yabani bir çeşit iri böcek.

topul(i): Yuvarlak.

tor(i): Kadınların beline bağladığı elde örülen kemer.

tokur(s): Sağır, ağır, uyuşuk.

tokaç(i): Çamaşır yıkarken kullanılan ağaç sopa.

totuk(i): 1. Gelinlerin başına bağlanan yumru şeklindeki örtü. 2. Bir taş oyunu.

tömek(i): Ahırlarda hayvan dışkılarının dışarı atıldığı küçük delik.

tömbül(i): Höyük.

tumman, tumban(i): Kadınların giydiği uzun don.

tump(i): İki tarlanın arasında bulunan yüksekçe yer.

tupluk(i): Bir çeşit sarı çiçekli bitki.

tükencelik(i): Hasat bitiminde hazırlanan yemek, ziyafet.

 

 

                                      -U-

 

uçuk(i): 1. Rüzgar ve kardan devrilen ağaç. 2. Dudak kenarlarında meydana gelen yara.

uçkur(i):  Pijama, don gibi giysilerin bel kısmına takılan ip, ince bez.

uçlama(i): İnce dayaklarla oynanan bir oyun.

uğalmak(f): Çocuğun ağlaması sırasında bir süre sessiz kalması, duncukması.

uğmak(f): Yanacak duruma gelmek, kızmak.

uğra(i): Ekmek pişirme sırasında hamurun üzerine serpilen un.

ummaç(i): Hamur ve lahana karıştırılmak suretiyle yapılan bir çorba.

umuk(i): Ilık, soğuk olmayan

unnuk(i): Değirmenlerde unun biriktiği yer.

 

                                      -Ü-

 

üçgül(i): Bir tür ot, yaban yoncası.

üçürdüm(i): Çarıkbağı.

üyez(i): Yaz aylarında insan ve hayvanları bilhassa geceleri rahatsız eden bir  sinek.

 

 

                                      -V-

 

vazalak(s): İri yapılı, biçimsiz.

vezek(i): Pijama ve don gibi giyeceklerin lastik takılan kısmı.

 

 

                                      -Y-

yalak (i): 1. Hayvanların su içtiği yer. 2. İnsanlara şirin gözükmek için küçülen.

yağannı(i): Sırt, bel.

yağır(i): Binek hayvanlarının sırtında semer sürtmesi sonucu oluşan yara.

yağrık(i): Üzerinde odun ve et kesilen iri kütük.

yarıkmak(f): Bilinçsiz, şaşkınca koşmak.

yartı(i): Çarıklık deri.

yaykantı(i): Hayvanların yediği yemek artığı.

yazı(i): Ova, düz arazi.

yedecek(i): Karasabanlarda okun ucunda bulunan ağaç çivi.

yenice(i): Erkek keçi.

yelleme(i): Kadınların giydiği uzun enteri.

yeldirme(i): 1. Koşturma, koşuşturma. 2. oyunlarda hızlanma.

yellik(i): Harmanlarda samanla deneyi ayırmak için yapılmış rüzgar alan yer.

yemiş(i): 1. İncir. 2. Hayvanların sırtlarında oluşan kurtçuk.

yennemek(f): Dişi hayvanın yavrulamaya yakın zamanı.

yonga(i): İnceltilmiş ağaç kabuğu.

yüre(i): Unun elendikten sonra kalan iri kısmı.

yörek(i): Bebeklerin beşikten düşmemesi için kullanılan bez.

yumak(f): 1.Yıkamak.2. İp vb. şeylerin sarılması ile oluşan top.

yumuş(i): Yapılması istenilen iş.

yumuşcu(s): Bir işin yapılmasını isteyen ve yapan.

yumuşluk(i): 1. Verilen görevi itirazsız yapan, 2. Küçük çuval.

yunacak(i): Temizlenecek olan kirli.

yunnak(i): Banyo yapmak ve çamaşır yıkamak için ortaklaşa kullanılan yer.

yüklü(i): Hamile kadın.

yüklük(i): Oturmak ve yatmak için tahtadan yapılmış sabit köşkü.

yüğrük(i): Yarış.

yülemek(f): 1. Kesici aletlerin ağzının keskinleştirilmesi, 2. Vücuttaki kılları temizlemek.

yüzellikotu(i): Nohut tanesi büyüklüğünde tohumları olan bir çeşit ot.

 

 

                                      -Z-

zabun(s): Zayıf, çelimsiz.

zavrak(i): Salatalık, zavlak, hıyar.

zeftir(i): Öküzlerin boğazına takılan zelveleri bağlamaya yarayan deri ip.

zevzek(i): Geveze.

zerze(i): Kapıların kilitlenmesini sağlayan halkalı mangal.

zıbuk(i): Kısa kesilmiş, ucu sivri kazık.

zırnık(i): Çok küçük parça.

zımzuk(i): Elin yumruk yapılmış şekli.

zırlak(i): Erkek eşek.

zıranta(s): İşe yaramayan, iri yapılı.

zırtaboz(s): Karşı koyan, yüze gelen, mücadeleci.

zıvala(i): Ekmek için hazırlanan hamur.

zipçi(i): Sipsi.

zirzop(i): Sapık,

zobu(i): 1.Düğünlerde çalgıcılara yol gösteren kişi. 2. Kaba saba, insan.

zola(i): İri yarı.

zurba(i): Domuz sürüsü

 

 

 Not : Bu Bilgiler “Dünden Bugüne Reşadiye” adlı kitaptan alınmıştır.İzinsiz Kaynak Gösterilmeden Kullanılamaz 


Etiketler

 Reşadiye,  Kelimeleri,

Yorumlar



Köşe Yazısı

 

Sait Ünal
Reşadiye'yi düşünelim

 

Murat BOLAT
ORMAN KORUMA

Tanıtımlar-Reklamlar