|
|
Reşadiyeli şair ve yazarlar |
|
|
|
|
Mehmet Celalettin ATASOY : 1906’da İstanbul’da doğmuştur. Babası Prof.Dr. Ali Rıza Atasoy ve annesi Emine İhsan Atasoy hanımdır. Umum-u Aliye-i Ticariye Mektebi (Şimdiki adı Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi)’nden 1925’te mezun olup 1929’da Türkiye İş Bankasına giren yazar, bankanın çeşitli kademelerinden geçerek İstanbul’da Yenicami, Beyoğlu, Mısır’da İskenderiye şubelerinin ikinci müdürlüklerinde ve yine İstanbul’da Galatasaray şubesi müdürlüğünde bulunmuştur. Bankadan 1966’da emekliye ayrılan yazar, çeşitli şirketlerin idare meclisi üyelikleri veya denetçiliklerinde bulunmuş, Kızılay Alemdar Nahiyesi Başkanlığını yapmıştır. Osmanlı Tarihi üzerinde araştırmaları vardır. Eserleri : 1- Kandilli’de Tarih (Boğaziçi) 1982 İst. Yenilik Basımevi 2- Tokat, Reşadiyeli Sadrazam Seyyid Hasan Paşa, Hayat Hikayesi ve Eserleri, (Prof. Dr. Ali Rıza Atasoy’la birlikte) 1990 Yenilik Basımevi 3- Ailemiz Şeceresinin 1988 ve 1997 yıllarında iki defa tanzimi Şükrü KARACA : 1955 yılında Reşadiye’nin Kabalı köyünde doğdu. İlkokulu köyündeki “Melik Gazi” ilkokulunda bitirdi. O yıllarda babasını kaybeden yazar, Reşadiye ortaokulunu bitirdikten sonra Tokat Öğretmen Okulunu kazandı. Burayı bitirdikten sonra Koyulhisar’a bağlı Sütlüce, Reşadiye’ye bağlı Güneygölcük ve Bostankolu köylerinde ilkokul öğretmenliği yaptı. Daha sonra Ankara Hukuk Fakültesini bitirdi. Bir süre serbest avukat olarak çalıştı. Edebiyata öğrencilik yıllarından beri özel ilgisi olan yazarın şiir dalında birçok ödülü bulunmaktadır. 1991 yılında basılan ve aynı yıl Yazarlar Birliği tarafından “en iyi roman ödülü” alan “Dünyayı Dolduran Kiraz” adlı romanı basılan ilk eseridir. Bunun yanında edebiyat dünyasına kazandırdığı bir şiir kitabı ve romanının devamı niteliğinde olan bir kitabı daha bulunmaktadır. Yazarın aynı zamanda belgesel senaryo çalışmaları da bulunmaktadır. Sanatçının dili ve sanatı ile ilgili bir fikir vereceğini umduğumuz bir şiirini aşağıya alıyoruz : MÜNACAT I Ne yana geçsem öbür yanda yanar ateşin Zamanı ve gücümü soğurur azgın bir ırmak Bütün kaybettiklerim sensin ve bilmediklerim Gittim mi dikine giderim bu yüzden Düştüm mü başüstü düşerim Sınamayı seversin, bu senin eski oyunun Bense yanılmaya tutkunum Hem sana tutkunum Hem ortadayım Nöbet davulları çalarım rüsvay oldukça Kapıma karışık notlar koyarlar En muzip yanımla dönerim sabaha Ve senden uzağa Ve sana, Sen, sen, sen ki ne belalar gördüm senin yüzünden Beni “BELA” ile yıkadığın günden beri Kızgın şerbetler içtiğim senin sofrandı Damgaladın da ortada koydun köleni. Gel diyorsun Bense kaza çukurunda çürüyen atlar gördüm Kanatları yanmış anka kuşlarını yol boylarında Yol boylarında yosun tutmuş gemiler gördüm Usta kılavuzlar gördüm şaşkınlık batağında. Dön diyorsun Nasıl yüzyüze geliriz, yüzsüzler şahıyım ben Hadd-i müntehadayım, bir kıyl ü kal içindeyim Hiç bir yerde tarifim yok sanki muhal içindeyim Büzüldükçe üzerime kurar çadırını korku Söyle neyim Yakup muyum Yusuf muyum Kuyu mu? II Bu gam viranesinin baykuşuyum ben Kendi canı üzre tüneyen Leyla’ya namertlik talim ederim Bu gönül şarında Ne bana göre iş, ne başka urba Bir deli sarkaç olurum kulpuna tutunurda O yana giderim ordasın Bu yana gelirim burda Korkudan öldürme beni Leyla Bırakma ellerimi Merdoğlu mertler aşkına! Mekteplerin bir garip ladeniyim ben “La” de kaldı tedrisim bu yüzden Bu yüzden gözlerimi bağladılar Şimdi hangi yana gitsem yeridir Şimdi bütün zamanlar leylidir Bana “Len terani” deme, ben bilmem Beni ara yerde mahzun bırakma Leyla! III Kem sualler giyindim serkeşlik meydanında Göğe taşlar savurdum dönen olmadı Hiç adını sormadım adımı çağıranın En yüksek kuşlardan yüksek uçtum gönül kanmadı Ne korkular taşladım ardı arkası gelmeyen Tuttuğunu koparan ne vehimler gördüm ben Aklın sultanlarından seni bilen olmadı Seni şanına uygun bilgiyle bilen olmadı. Kulluğa soyunmuşum sultanlar sultanına Her şeyin tamlığı sensin oysa Bütün armağanları vareden sen Ey güzeller güzeli Ben huysuzum Töresizim Tut ipimi Eşiğine kelp yerine bağla beni Velvele gününde dost meclisinin. İşte ortasındayım bu konuşan sinin Sen nazar kılmazsan canlı olamam Topal vezinlere uyarım söz öğretmezsen Kelamın sahibi sensin Ve başlatan Ve bitiren. And bozmama ses etmeyen sahibim İşime karışmazsan aklım karışır Sensin geceye ve güne kefilim Ekmeğe ve suya Ve gölgeden çıkan serin uykuya Seni reddeden hürriyeti reddederim! IV Mucize söyleyen tutiler tutuşup gitti Dürüldü sancak ve gitti gam askerleri Gönül kanı sunan gülgun kaseler çoktan kırıldı Tecelligah vasfeyleyen bir tecellüdüm ben Yazık, yazık ki nasibim yok bu bahisten. Şimdi bu kalp inci Leyla’ya nasıl sunulur Bu sedef denizine yağmaz o eski yağmur Lütuf ve kerem sahibi Leyla Göğün ve yerin sahibi Leyla Ne söyleyim -ki- sözüm muhtaç sana Burdasın Uyanıksın Varsın ya! Ahmet Günbay YILDIZ : 1941 yılında Reşadiye’nin Kızılcaören Kasabası'nda doğmuştur. Ankara Kalaba H.Güllüoğlu Ortaokulu ve Yenimahalle Lisesinde okumuştur. A.G.Yıldız kurucu üyelerinden olduğu Türkiye Yazarlar Birliği yönetim kurulunda görev yapmış olup makale ve romanlarıyla tanınmıştır. Makale ve romanlarını Yeni Asya, Milli Gazete ve Türkiye gibi gazetelerde yayınlamıştır. Halen bir kamu kuruluşunda görev yapmaktadır. Romanları Milli Eğitim Bakanlığınca okullara tavsiye edilmiştir. Başlıca eserleri : Yanık Buğdaylar, Çiçekler Susayınca, Boşluk, Sitem, Figan, Azat Kuşları, Aynada Batan Güneş, Dallar Meyveye Durdu, Bir Dünya Yıkıldı, Üç Deniz Ötesi, Sokağa Açılan Kapı, Gurbeti Ben Yaşadım, Sular Durulursa, Ekinler Yeşerdikçe, Mavi Gözyaşı, Benim Çiçeklerim Ateşte Açar, Aşka Uyanmak, Bahçemde Hazan (Şiirler). Yazarın dili ve sanatı ile ilgili fikir elde edebilmek için “Yanık Buğdaylar” adlı eserinden aşağıya bir bölüm alıyoruz : “Yeryüzü elek gibi elenirken, kararan gökler dünyaya gözyaşları gönderiyordu... Semalar, simsiyah bulutlardan yas günü elbisesini giyinmiş, o direksiz çatı, çökecekmiş gibi çatırdıyordu... Yıkılan enkazlardan ateşler yükselirken, yarılan topraklar, acı çığlıklara mezarlar kazıyordu... İnsanoğlunu, ana şefkatiyle yıkayan ırmak, o geçtiği yerlere hayat veren mavi su, şimdi, kan çamurla karışmış, irin akıyordu... Kurşun gibi hışırtısız öfke dolu gürültüsü, hırçın başını taşlara vuruşu, gökleri delen “imdat” seslerine galebe çalıyordu... Her sallantı, binaları yerle yeksan ederken, ağaçlar inleyerek secdeye kapanıp, toprağı öpüyordu... Gazap tablosunun seyircileri, dehşet doluydu. Ayrı ayrı gönüllere mimar olan düşünceler, artık aynı potada eriyordu. İnsanı kendisine köle yapan nefis, dünyevi arzulara demirden perdeler çekiyordu... Darda kalan bütün insan, manaya susamıştı... Beşerin gücünü aşan çırpınışlar tek kurtarıcıyı arıyordu... Sergilenen manzara bunun en canlı misaliydi... Yaratıcısını unutan kitle, maddeye tapan varlık, ilahi kanuniyete isyan eden insanoğlu. Şimdi en içten yakarışlarla en büyük olana, gönülden teslimiyet gösteriyordu... İnsanoğlu acze düşmüştü... Titreyen eller, tozlara dumanlara ve korkuya çare için, göz çukurlarına kapak oldu... Artık cehennem bir muhal olamazdı... Kaynayan dünya kazanı cehennemin en bariz örneğini veriyordu... Her canlı, varlığını beden çukurlarında yitirirken, diller: - Allah Allah diye dönmeye başladı... İnsanoğlu, en dar günlerinde ellerini Mevlasına açardı ya, işte öyle...” Cafer DEMİRYÜREK : 1951 yılında Reşadiye’nin Gündoğdu (Gödölöş) Köyünde doğdu. İlkokulu Hasanşeyh İlkokulunda ve Reşadiye Gazi Paşa İlkokulunda okudu. Ortaokulu Reşadiye’de liseyi ise Reşadiye Lisesinde başlayıp, Malatya Turan Emeksiz Lisesinde bitirmiştir. 1974 Haziran ayında Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü bitirdi. Ankara Delice Büyükavşar Ortaokulu Türkçe Öğretmenliğine atandı. 1976 yılı sonunda yedeksubay olarak askere alındı. Askerlik dönüşü Büyükavşar Ortaokulu müdürlüğüne atandı. Daha sonra Delice merkez Karaoğlan Lisesi Türkçe Öğretmenliğine atandı. Halen İstanbul Bağcılar Naci Ekşi Lisesinde Edebiyet öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Yayın hayatına yöresel gazetelerde başladı. İlk eseri “Bir Rüzgar Esti'dir” (deneme), “Köyde Senfoni” (şiir), “Acı Ağıt” (hikaye), “Yol” (şiir) diğer eserleridir. Aşağıya şairin şiirlerinden bir örnek alıyoruz: TÜRKÜLERLE
Tutturduğum türkülerde bulurum Sevgiyi, erdemi, her şeyi Seni bulurum Anadolu’yla sarmaş dolaş Bir de o zehir sessizliği O türkülerle anlarım Yüzdeki göz izlerini Dertleri, ezgileri Birlikte ararım Yüreklerde açan gizleri Sevmeli derim Anadolu’ca türküleri Seninle Anadolu’yu Şiirler hiç kalır derim yanınızda Bırakır mı ozan bunu? Sen gelince usuma gelir türküler de Türküleri düşününce oturursun yüreğime Başkentin ağulu havasında yaşadıkça Bana değme... çok görme... Cafer Demiryürek Yılmaz ERDOĞAN : 1961 yılında Reşadiye Çambalı Köyünde doğdu. İlk,orta ve lise öğrenimini Ankara'da tamamladı. Gazi Üniversitesi Basın-Yayın Yüksek Okulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümünde üniversite öğrenimini yaptı. Muhtelif gazete ve dergilerde yazı hayatını sürdürdü. Roman, hikaye, şiir ve uzun metrajlı sinema filmi senaryoları yazdı. Halen roman ve senaryo çalışmaları ile Kervan adlı bir derginin yayımına devam etmektedir. Yayınlanmış eserleri : Roman (Veda Etme Öğretmenim, Kayıp Liseli, Mavi Madolyon) Hikaye (Yayla Ateşi, Pembe Gül, Ağaçta Bir Yaprak, Sevgili Arkadaşım), Şiir (Bir Gül, Nisan Yağmuru) Aşağıya şiirlerinden bir örnek alıyoruz: BİRGÜL Yabancı illerde, Kalmasın Birgül. Sevmediği ellerde, Solmasın Birgül. Çileli ömrün, Mahzun gönlün, Kalbinde hüzün, Olmasın Birgül. Seni görmeye dayanamam, Dalından koparılmış. Bilinmeden kıymeti, Bir köşeye atılmış. Bil ki yerin kalbimdir, Baharın Birgül'ü, Senin için ötmesin, Kıskanırım bülbülü. Sevgili Birgül, Aldırma gözyaşlarıma Sen daima gül. Yılmaz Erdoğan Not : Bu Bilgiler “Dünden Bugüne Reşadiye” adlı kitaptan alınmıştır.İzinsiz Kaynak Gösterilmeden Kullanılamaz
| |
|
|
Etiketler |
|
Reşadiyeli, şair, ve, yazarlar,
|
|
|
|
Yorumlar |






